4. Sanayi Kırılımı & Nam-ı Diğer Endüstri 4.0

Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyeleri Özlem Ayaz Arda, Tuğçe Aslan ve Kozan Demircan, Türkiye'nin ilk uygulanabilir Endüstri 4.0 stratejisini hazırladı.

360
360

Endüstri 4.0’ın tanımını yaparken hikâyeye birçok düşünürün yaptığı gibi 1. Sanayi Devrimi’nden başlamak ve bu süreç içinde 4. Sanayi Devrimi’ni anlamak önemli. Yalnız bir anda üretim yaklaşımlarını kökten değiştirmesi ve toplumsal olarak buna gösterdiğimiz reaksiyonlar ve dönüşümler yüzünden, her ne kadar adına sanayi devrimi desek de aslında hikâyemiz Birinci Endüstri Devrimi’nden başlayarak örgütlerin ve yönetim yaklaşımlarının tarihsel bir süreç içinde nasıl evrildiğinden bahsediyor.  Bu durumda Birinci Sanayi Devrimi sonrasındaki büyük ölçekli bu değişimlere devrim yerine kırılım demek daha doğru. Bu sebepten 4. Sanayi Devrimi yerine 4. Sanayi Kırılımı demeyi tercih ediyoruz.

Endüstri 4.0 kavramı ise 4. Sanayi Kırılımı’nın üretim iz düşümü olarak karşımıza çıkıyor. Bu çıkarım ise Endüstri 4.0 kavramını kargaşadan ve komplekslikten kurtarıyor. Başka bir deyişle kavramın günümüzde yaygın olarak kullanılan kapsamını daraltıyor ve yol haritamızı belirlemekte oldukça faydalı.  Bundan kastımızın ne olduğunu aşağıda daha detaylı tartışıyor olacağız.

Nereden başlayalım?

Dünyanın ülkeler ve işletmeler için nasıl bir oyun alanı haline geldiğini anlamamız, büyük resme bakmamız; ve yukarıda bahsettiğimiz tarihsel süreç için de 4. Sanayi Kırılımı’nı anlamamız gerekiyor. Sonrasında da bir oyuncu olarak sahnedeki yerimizi doğru konumlamamız için bir yol haritasına ihtiyacımız var. Ülkeler ve işletmeler diyoruz çünkü bundan öncekilerde olduğu gibi 4. Sanayi Kırılımı’nda da hızlı ve etkin aksiyon almanın ön koşulu stratejinin ülke düzeyinde sahiplenilmesi; tıpkı Endüstri 4.0 kavramının dünyada ilk defa Almanya tarafından sahiplenilmesi gibi.

Aşağıdaki tablo günümüze kadarki sanayi kırılımlarını anlamak için faydalı:

Yukarıdaki tablonun bize söylediği iki çarpıcı gerçek var. Bunlardan ilki, 4. Sanayi Kırılımı da dahil olmak üzere her kırılımın bir öncekine göre üretim ve tüketimin hızını ve hacmini artırıyor olduğu gerçeği. Sadece 4. Sanayi Kırılımı’na özel olan karakteristik ise üretim ve tüketimde fiziki ve sanal ortamların birleştiği gerçeği.

Çokça tartışılan konulardan bir diğeri de Endüstri 4.0 ile birlikte değişecek işgücü profili. 4. Sanayi Kırılımı ile ilk üç sanayi kırılımı arasındaki en önemli fark; ilk üç sanayi kırılımındaki değişimlerin etkisi çoğunlukla mavi yaka çalışanları kapsarken, bundan sonraki süreçteki değişimin beyaz yaka çalışanları da kapsaması olacak. Nesnelerin interneti, hizmet otomasyonu ve yapay zeka gibi kavramların gelişmesi, bu sistemlerin büyük veriyi analiz ederek kendi kararlarını verebilecek konuma gelmesi, anlık ve rasyonel kararlar verebilecek kapasiteye ulaşması ile birlikte özellikle üretimle ilgili alanlarda karar vericilere olan ihtiyacı azaltacaktır. İlk üç sanayi devriminde mavi yakalılar kendisini; üretimi yapandan, makineleri yönetene dönüştürmüştü. Dördüncü Sanayi Kırılımı ile birlikte beyaz yakalıları da benzer bir dönüşüm bekliyor. Endüstri 4.0 ile birlikte üretim ile ilgili süreçlerde varlığını sürdürmek isteyen beyaz yakalılar kendilerini altın yakalıya dönüştürmek zorundalar. Yani ileri düzeyde teknoloji kullanabilecek, teknolojiyi ve büyük veriyi yönetim süreçlerine adapte edebilecek yetkinliklere sahip olmak zorundalar.

İlgili Haber  Endüstri 4.0 Çağında Yapay Zeka

4. Sanayi Kırılımı’nın en kilit kavramı: Veri ve Endüstri 4.0

GOOGLE yönetim kurulu başkanı Eric Schmidt ve GOOGLE Ideas yöneticisi Jared Cohen’in Yeni Dijital Çağ kitaplarında bahsettikleri gibi 4. Sanayi Kırılımı’nın en çarpıcı vakası verinin anlık ve mekân bağımsız bir düzlemde üretiliyor ve paylaşılıyor olması. Üretim perspektifinden baktığımızda mal veya hizmetini son kullanıcısına ulaştırırken -ve sonrasında son kullanıcısıyla etkileşiminde- veriyi en çok , en hızlı, en etkin kullananın öne geçeceği bir oyun bu. Buradan hareketle Endüstri 4.0 kavramını en kısa ve basit olarak “akıllı üretim” diye tanımlayabiliriz. Yine başka bir kavram kargaşasını engellemek için “akıllı fabrika” demekten kaçınıyoruz. Çünkü fabrika kelimesi istemsiz bir şekilde zihnimize sınırlar çiziyor ve bizi kapalı bir sisteme odaklıyor. Aksine bizim bütünsel bir bakış açısıyla “değer zinciri”mize odaklanmamız gerekiyor. Bu yüzden “akıllı üretim” demeyi tercih ediyoruz.

Endüstri 4.0’da “akıllı üretim”in kapsamı ne olmalı?

Değer zincirimizdeki tüm fonksiyonlarla anlık veri paylaştığımız ve etkileşim içerisinde olduğumuz, bunu yaparken nesnelerin interneti, ve siber-fiziksel sistemlerden yararlandığımız modüler ve dinamik bir sistem Endüstri 4.0 kapsamında akıllı üretim.

İşin tüketim boyutu ve üretimin kişiselleşmesi de başlı başına tanımlamamız gereken ve akıllı üretimle eş güdümlü ilerleyecek başka bir kavram. Hatta şimdiden adını Endüstri 5.0 olarak koyanlar var. Ancak Türkiye’nin önceliği şu anda Endüstri 4.0 olmalı. Oyunda bir aktör olmanın ön koşulu Endüstri 4.0 kavramının içselleştirilmesi.

İlgili Haber  TÜSİAD'tan Endüstri 4.0 Konferansı

4. Sanayi Kırılımı ve Türkiye

4. Sanayi Kırılımı ve Endüstri 4.0 çerçevesini tanımlamak ve bu doğrultuda ulusal düzeyde bir yol haritası belirlemek başarının ön koşulu olarak karşımıza çıkıyor. Bunun bileşenlerini ise ülke spesifik güçlü yanlarımıza odaklanmak, sistemik bakış açısıyla entegre güçlü bir yönetişim ve ölçme, değerlendirme ve geliştirme döngüsünde dinamik bir süreç yönetimi olarak sıralamak mümkün. Burada özellikle üzerinde durulması gereken bir konu da 4. Sanayi Kırılımı’nın şimdiye kadarki sanayi kırılımlarının iş yapma süreçleri ile ilgili varsayımlarını  büyük ölçüde değiştirdiği gerçeği. Bunun temel sebebi ise daha önce açıkladığımız üzere verinin anlık üretiliyor ve paylaşılıyor olması. Buna göre kurum ve işletmelerin belki de en zor ayak uyduracakları konulardan biri katılımcı ve adem-i merkeziyetçi karar alma süreçleri ve buna uygun kurumsal yapılar olarak karşımıza çıkıyor.

Tüm bunlar ışığında Türkiye’nin yol haritasında özenle değerlendirilmesi gereken başlıkları aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

  • Güçlü yanlarımıza odaklanma: Türkiye’ye özgü fonksiyonel bir yol haritası oluşturmak için.
  • Bütünsel bakış açısı-sistemik düşünce: Uzun vadeli, ilgili tüm paydaşların katılımı ile kurgulanmış bir yönetişim için. (kamu-özel sektör-sivil toplum-akademi işbirliği çok önemli.)
  • Zihin yapılarımız: Değişen varsayımlara göre yeni düşünme biçimlerine adapte olabilmek için- “eğitim şart!”
  • Katılımcı ve adem-i merkeziyetçi karar alma süreçleri: Bilginin paylaşılması ve şeffaflaşması, buna uygun kurumsal yapılar oluşturulması için.
  • Değişim yönetimi: 4. Sanayi kırılımı ile değişen varsayımları kabullenip, bunlara uygun iş yapış süreçlerini ve kurumsal yapıları oluşturabilmek ve bunu her düzeyde yönetebilmek için.
  • Ölçme, değerlendirme, geliştirme: Herkes için yeni olan bu oyunun kurallarını koymak, ne kadar işler olduklarını ölçmek ve değerlendirmek ve çevik bir şekilde gerekli revizyonları yapıp sistemimizi geliştirebilmek için.

Kaynak: Özlem Ayaz Arda / Tuğçe Aslan / Kozan Demircan – Harvard Business Review

Bu yazıda olan etiketler

Yorumlar