Değişim Hızımız Teknolojiyi Yakalayabilecek Mi?

Yazar Thomas Friedman, “Thank You For Being Late” isimli kitabında Google X CEO’su Astro Teller’ın ortaya koyduğu grafiğe dayanarak, teknolojinin çok yüksek bir hızla geliştiğini ancak insan adaptasyonunun bu değişimin çok gerisinde, yavaş ve neredeyse doğrusal bir hareket izlediğini ifade ediyor.

115
115

Yaşadığımız dünya değişiyor. Ve değişim beraberinde pek çok yeniliği getiriyor. Yeni teknolojiler, dijitalleşen bir iş dünyası yaratıyor. Hepimiz değişimin hayatımızı nasıl etkileyeceğini merak ediyoruz. Günlük yaşamımızda etkilerini hissettikçe, alışkanlıklarımız dijitalleşmeyle birlikte değişip kolaylaştıkça, yeniliği daha rahat içselleştirebiliyoruz.

Ancak teknolojinin değişim hızı, insanoğlunun bu zamana kadar deneyimlemediği bir hızda, ve bu durum insanın yeni teknolojilere olan adaptasyonunu zayıflatıyor. Yazar Thomas Friedman, “Thank You For Being Late” isimli kitabında Google X CEO’su Astro Teller’ın ortaya koyduğu grafiğe dayanarak, teknolojinin çok yüksek bir hızla geliştiğini ancak insan adaptasyonunun bu değişimin çok gerisinde, yavaş ve neredeyse doğrusal bir hareket izlediğini ifade ediyor.

Bu durumun iş dünyasındaki kurumlara, organizasyonlara nasıl yansıdığı ile ilgili bir araştırma ortaya koyan Deloitte Insights raporuna göre, bu durum yani teknoloji çok yüksek bir hızla gelişirken, insanın bu teknolojilere adaptasyonun çok daha yavaş bir hızla gelişmesi, iş verimliliğindeki artışın çok geriden gelmesine sebep oluyor. Teknolojinin değişim hızı ile iş verimliği yani ortaya konan toplam iş performansı arasında büyük bir uçurum oluşmaya başlıyor.

İnsan-Yapay Zeka İşbirliği

İş dünyasının yaşadığı bu yıkıcı (disruptive) değişimle sadece dijital dönüşüm değil, organizasyonel dönüşüm de beraberinde geliyor. Yeni dünyada yapay zeka ve insanın birlikte çalışacağı yeni iş düzenleri ortaya çıkarken, uzmanlar bu durumu İşbirlikçi Zeka (Collaborative Intelligence) olarak isimlendiriyor; yani insanların güçlü yönleriyle, makinelerin güçlü yönlerinin bir araya getirilmesi sonucu ortaya çıkan ortak zeka. Pek çok şirket bu yönde büyük yatırımlar yapıyor, Airbus ve Nissan fabrikalarında insan işgücü ile birlikte çalışacak, co-bots denilen işbirlikçi robotları (collaborative robots) üretim süreçlerine dahil ediyor. Yeni dönemde, akıllı makinelerin, bilgisayarların insanın yerini alması yerine, insanoğlunun bu gelişmiş teknolojileri kendi avantajına kullanabilmesi için gereken ve ihtiyaç duyulan yetenek ve yetkinlikler hızla değişiyor. Değişimle birlikte sadece iş tanımlarımızın değil, yaptığımız işlerin tamamen farklılaşacağı bir döneme giriyoruz. Bu yeni dönemde, ortaya çıkacak yeni meslekler, daha hizmet odaklı, sosyal yönü ağır basan ve yaratıcılık, empati, iletişim gibi temel insani yetkinliklerin ön plana çıkacağı işler olacak.

Kritik yetenekler

World Economic Forum tarafından yayımlanan Future of Jobs (İşlerin Geleceği) raporuna göre, yeni dünyanın istihdam etmek üzere ihtiyaç duyduğu insan profilinde en çok aranan, en kritik yetkinlikler; yaratıcılık, duygusal zeka, zorlu durumlarda karar verebilme ve eleştirel düşünebilmek olarak ortaya konuyor.

İlgili Haber  Önder Tokçalar: Türkiye Endüstri 4.0 ile rekabetçiliğini korumalı

Ancak yeni dünyanın ihtiyaç duyduğu bu anahtar yetkinliklerin işgücü piyasasında bulunması ve istihdam edilmesi konusunda şirketler sorun yaşıyor. PWC’nin 2018 yılı CEO anketine göre, ankete katılan CEO’ların yüzde 80’i bu konuda endişe yaşıyor. Bu zorluğun üstesinden gelebilmek için şirketler, yeni dönemde strateji değişikliğine giderek, organizasyonel dönüşümü benimsemeye başlıyor.

Yeni dünyaya adapte olabilmek için sadece teknolojik yatırım yaparak dijitalleşmek yeterli kalmıyor. Dünyada değişen demografik yapıyla birlikte müşteri beklentileri ve alışkanlıkları hızla değişiyor. Milenyum Kuşağı olarak isimlendirilen 1980-2000 yılları arasında doğmuş olan nesil hızla iş hayatını domine ediyor. Bu konuda Goldman Sachs tarafından hazırlanmış bir rapora göre, ilk dijital yerli jenerasyon olarak kabul edilen milenyumluların tüketim tercihleri yeni iş modellerinin doğmasına olanak veriyor ve bu sayede paylaşımcı ekonomiye doğru geçiş yapıyoruz. Milenyumlular neyi neden yaptıklarını bilmek istiyor, bu da şirketlerin varlık sebeplerini yeniden gözden geçirmelerine sebep oluyor. Şirketlerin yaşadığı organizasyonel dönüşümün de, kâr amacından anlam arayışına, hiyerarşik yapılardan network organizasyonlara, merkezi karar süreçlerinden katılımcı karar süreçlerine geçiş yapan şirketler görüyoruz. Bu da şirketleri, odağının; ürün, hizmet veya süreç olmaktan öte ‘insan’ olması yönünde zorluyor. Yeni dünyada geleneksel anlayışlar, ihtiyaçlara cevap verebilmekten çok uzak kalıyor ve ‘insan odaklı’ kurum kültürüne geçiş yaşanıyor hızlı bir şekilde.

Bu sebeple geleceğin iş dünyasında ihtiyaç duyulacak en önemli yetkinlikler yaratıcılık, duygusal zeka, stratejik düşünebilme becerileri. İnsan odaklı kurum kültüründe, ‘insan’ı merkeze koyan ilham veren liderlik sayesinde bu yetkinliklerin gelişmesi şirketlerin en önemli hedefleri arasında. Bu noktada şirketlerin en kritik yatırım alanlarından biri de çalışanların iyi olma hali (well-being). Well-being sadece kişilerin sorumluluğu değil artık, aynı zamanda kurumların da sorumluluğu haline gelmiş durumda. Çünkü müşteri odaklılık ve verimlilik fiziksel ve ruhsal olarak sağlıklı, iyi olma haline sahip çalışanlarla mümkün.

Well-being genel olarak daha fiziksel algılansa da; spor yapmak, sağlıklı beslenmek gibi aslında bunun çok daha ötesinde, kişinin zihin ve beden uyumluluğu içinde, bütünsel olarak iyi olma halidir. Willis Towers Watson araştırmasına göre bu tür programlar uygulayan kurumsal şirketlerin diğerlerine göre neredeyse dört kat daha hızlı büyüdüğünü görüyoruz. Bu programların arasında öne çıkan, hem kişilerin hayat kalitesinde artış olmasını sağlayıp, hem de çalışan bağlılığına katkı ve verimlilik artışı sağlayan programların Mindfulness temelli yaklaşımlar olduğunu görüyoruz.

İlgili Haber  Fortune Türkiye Sanayi 4.0 konferansı düzenliyor

Mindfulness, anın içinde yaşanan deneyimi açıklıkla izlemek olarak tanımlanır. Deneyimle gelen düşünceleri, duyguları, bedensel hisleri yargısız bir nitelikle izleyebilmektir. Son yıllarda, iş dünyasında önde gelen liderlerin Mindfulness pratiklerini özel hayatlarında uygulayıp, sonrasında kendi yaşamlarındaki olumlu dönüşümü fark edip, bunun kendi şirketlerinde öncülüğünü üstlenmeleri sıklıkla görülen bir durum. Aetna CEO’su Mark Bertolini, General Mills üst düzey yönetici Janice Marturano, Sales Force CEO’su Marc Benioff, bu isimlerden bazılarıdır.

Bu programların bu kadar popüler hale gelmesindeki en önemli unsur, bütünsel yaklaşımıdır. Kişinin bir hedefe varma çabası içinde olmaksızın, tam olarak aslında nerede olduğunu fark etmesi ve sahip olduğu mevcut yetenekler ve yetkinliklerle en iyi versiyonunu ortaya çıkarabilmesidir. Kişiler mindfulness pratiklerinde ilerledikçe, bedensel ve zihinsel farkındalıkları artarak, duygusal zekanın temeli olan kendinin farkında olma kapasitesi üzerinde çalışmış olurlar. Zamanla pratikte ilerledikçe, bu öz-farkındalık, diğerlerinin farkında olma kapasitesini de geliştirir. Böylece empati ile iletişim kurabilen, diğerlerinin farkında olabilen kişiler haline gelmeye başlarız. Diğer önemli katkısı, deneyimleri dışardan izlemenin, pratik sürecin bir parçası olduğu Mindfulness uygulamaları sayesinde, başlangıç zihni denilen, olayları, deneyimleri taze bir bakış açısıyla görebilme haline kavuşuruz, ve bu da yaratıcılığın temelidir. Mindfulness uygulamalarında düşünce ve duyguları uzaktan izlerken, her durumun, koşulun geçici olduğunu deneyimleriz ve bize daha büyük bir bakış açısı kazandırır zamanla, bu nitelikte bütünsel, stratejik bakış açısının temelidir.

İş dünyasında, Mindfulness’ı kendi deyimiyle bir ‘hayat disiplini’ haline getirmiş olan Steve Jobs’ın ortaya koyduğu tüm işlerde bunun etkisini görmek çok net. Apple ürünlerinin, statükoyu yıkan, dünyadaki en inovatif ürünler olması, sahip olduğu sadelik ve kullanıcı kolaylığı sağlayan özellikleri ile aslında müşteriyle empati kurabilen kişilerin zihinlerinden çıkan ürünler olduğunu görüyoruz.

Yeni dünya hızlı ve karmaşık, ancak karmaşanın içerisinde insan en temel insani özellikleri ile kendi içindeki bilgeliğin (wisdom) ortaya çıkmasına izin verdikçe, dijital çağ daha fazla insan olmanın öne çıkacağı bilgelik çağına dönüşecektir.

Kaynak: Burcu YAPAR / Harvard Business Rewiev

Bu yazıda olan etiketler

Yorumlar