Dijital Dönüşümde Altın Nokta: İnsan

İster dijital, ister organizasyonel, ister de stratejik olsun; her türlü dönüşümün insanla ilişkili olduğunu net bir şekilde anlamamız gerekiyor. İnsanın bu süreçleri benimsemesini ve hayata geçirmesini kolaylaştırmak için de çalışanları derinlemesine anlayıp tüm süreci onları “heyecan alanına” çekecek şekilde kurgulamak gerekiyor.

123
123

Dijital dönüşüm Türkiye’nin en önemli konularından biri. Özellikle, ekonomik kriz sonrasında ülkemizin tekrar rekabetçi yapıya ulaşması yolunda dijital dönüşümün artık ihtiyaçtan öte bir zorunluluk halini aldığını söyleyebiliriz.

TÜSİAD’ın 2017 yılı Aralık ayında BCG ile gerçekleştirdiği “Türkiye’nin Sanayide Dijital Dönüşüm Yetkinliği” araştırmasına göre ülkemiz, gelişmiş ekonomilerin aksine ağırlıklı olarak planlama sürecinde. Diğer yandan, firmalardaki dijital dönüşümün önemi konusundaki farkındalığın yüksek olduğu da bulgular arasında. Buna karşılık, bu yönde “harekete geçme” konusunda kendini hazır hisseden şirketlerin sayısının daha düşük olduğunu ve aksiyona geçen firmalarınsa henüz pilot uygulama aşamasında olduğu görülüyor (yüzde 44). Araştırmanın belki de en can alıcı bulgusu; Türkiye’deki şirketlerin strateji oluşturma, yol haritası tasarlama ve yönetişim alanlarındaki yetkinliklerinin düşük olması…

Çalışmanın yapıldığı günlerden bu yana bilincin daha da arttığını söyleyebiliriz. Öyle ki, artık ülkemizde CIO (Chief Information Officer) unvanına sahip daha fazla insan çalışıyor. Buna ek olarak, hayatımıza CDO (Chief Digital Officer) gibi kavramlar da girmeye başladı. Diğer yandan özellikle son dönemlerde yaşanan zorlu ekonomik koşullar nedeniyle bu alana yatırım yapan ya da yapmayı planlayan büyük ölçekli ve küçük-orta ölçekli firmalar arasındaki makasın daha fazla açıldığını düşünmek yanlış olmayacaktır.

Tüm bunlar bir yana, bu yönde çalışmalar yürüten liderlerle yaptığımız görüşmelere dayanarak ön çalışma süreçlerinde çok fazla akıllara gelmeyen, ancak ilk günden itibaren atlanmaması gereken altın değerinde bir konu olduğunu söyleyebiliriz: İnsan.

Dijital Dönüşüm ve İnsan

Türk Dil Kurumu “dönüşüm” sözcüğünü şu şekilde tanımlıyor: “Olduğundan başka bir biçime girme, başka bir durum alma, şekil değiştirme, tahavvül, inkılap, transformasyon.” Sözlüğümüzde böyle tanımlanadursun, bu kelime insan algısı için farklı anlamlar barındırıyor: “Kaygı, belirsizlik, bilinmezlik, başarısız olma ihtimali, yüksek stres, yeni iş yükü, direnç…”

İlgili Haber  TÜSİAD’dan 'Türkiye’nin Sanayide Dijital Dönüşüm Yetkinliği' raporu

Nörobilim, konfor alanı psikolojisi ve VUCA Dünyası kavramlarını baz alarak geliştirdiğimiz danışmanlık modelimiz Cozmo® (Comfort Zone Model for Business), insanın dönüşüm süreçlerindeki algısı, karar alma ve harekete geçiş süreçleri hakkında önemli doneler sunuyor.

Kısaca bahsetmek gerekirse beynimizin dış zarı ve bizi diğer canlılardan ayıran neokorteksimiz mantık, analitik düşünce, rakamlar, planlama gibi konulardan sorumlu. Yetkinlikleri sayesinde kompleks problemler karşısında çözümler üretmemizi sağlıyor. Buna karşılık olarak, bu büyülü organımızın daha iç bölümlerinde bulunan limbik beynimizse var olma ve duygularımızdan sorumlu.

Konfor alanı psikolojisi de temelde 3 evreden oluşuyor. “Konfor alanı” dediğimiz kavram halihazırda aşina olduğumuz, kontrolümüzün yüksek olduğu ve stres seviyesinin düşük, rahatlığın hakim olduğu durumlara karşılık geliyor. Heyecan alanı ise insanın değişime, yeni şeyler tecrübe etmesine karşılık geliyor. Burada insanın üretkenliği, verimliliği, öğrenme kapasitesi ve yenilikçiliği artıyor. Kaygı alanında ise yüksek derecede strese maruz kalıyoruz ve belirsizliklerle boğuşuyoruz.

İşte bu noktada devreye limbik sistemimiz giriyor. Var olma dürtümüzden sorumlu olduğundan risklerden uzak, güvenli alanlarda kalmamızı destekliyor. Bizleri aşina olduğumuz konfor alanlarımıza kilitlemeye çalışıyor. Diğer bir deyişle, limbik beyinlerimiz değişim ve dönüşüm süreçlerini birer risk potansiyeli olarak yorumluyor ve tüm bunlara direnç gösteriyor. Dijital dönüşüm süreçleri de alışılagelmiş iş yapış biçimlerini kökten değişime uğratacağı için nasibini alıyor.

Bu noktada akıllara mantığımızı temsil eden neokorteksimizin söz konusu direnci kırması gerektiği düşüncesi gelebilir. Ancak bizler kendimizi her ne kadar mantıklı varlıklar olarak varsaysak da, bilimsel araştırmalar davranışlarımızı ve kararlarımızı ağırlıklı olarak limbik sistemimizin verdiğini ortaya koyuyor. Kısacası insan elinde olmadan, karar mekanizmasını yöneten sistem nedeniyle dönüşüm süreçlerinde direnç gösteriyor.

İlgili Haber  Gerçekçi ve doğru dijital strateji nasıl hazırlanır?

Ne Yapmalı?

Şu bir gerçek ki bu gibi süreçleri kağıt veya bilgisayar programları üzerinde planlarken bunları hayata geçirecek ve kullanacak olan kişiler hakkında hiç farkında olmadan iyimser varsayımlarda bulunuyoruz. Planlarımızı sorgulamadan, aynı şekilde uygulayacakları illüzyonuna kapılıyoruz. Hatta onların planlarımızı kabul edip etmeyeceklerini veya davranışlarını, Excel hücrelerindeki rakamlar kadar dikkate almıyor olabiliriz. İşte bu tür nedenlerden ötürü, birçok dönüşüm süreci planlandığı kadar kolay hayata geçirilemiyor. Hiç öngörülemeyen dirençler ve/veya gecikmeler bir anda gündemimizin en önemli başlıkları haline geliyor. (Örneğin İş Geliştirme ve Önceliklendirme Sorunsalı) Bu geçmişte de böyleydi, bugün de böyle, muhtemelen gelecekte de benzer olacak.

Sonuç olarak adı ister dijital, ister organizasyonel, ister de stratejik olsun; her türlü dönüşümün insanla ilişkili olduğunu net bir şekilde anlamamız gerekiyor. İnsanın bu süreçleri benimsemesini ve hayata geçirmesini kolaylaştırmak için de çalışanları derinlemesine anlayıp tüm süreci onları “heyecan alanına” çekecek şekilde kurgulamak gerekiyor. Aksi takdirde tüm hayatımızı yöneten beynimiz, konfor alanında kalmaya ve alışık olduğu süreçlere sarılmaya devam edecek. Yani, tüm uğraşlara rağmen çağa ayak uydurma yolunda ülkemiz için bir tren daha kaçmış olacak.

Kaynak: Emre Başkan / Harvard Business Rewiev

Bu yazıda olan etiketler

Yorumlar