Dönüşüme Tekme Tokat Dalmak

Dijital dünyada yasaklar delinmeye çok müsait ve olay birebir cebimize yansıdığında doğrudan bütçemizi düşünmemiz işten bile değil. Taksiciler davaları ve sokaklardaki kavgaları kazanabilirler ama bizi kazanabilmeleri için Uber'den daha iyi olmalılar.

126
126

”Sabiha Gökçen Havalimanı’nda çağrı üzerine içerisinde kadınların da olduğu yolcuları aracına alan UBER sürücüsü ve yolcuları, taksici olduğu iddia edilen bir grup tarafından yolu kesilerek tekme ve yumrukla darp edildi. Dehşet anları cep telefonu kamerasına saniye saniye yansıdı.”

Yukarıdaki satırlar 21 Mayıs 2018 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nin web sayfasında yayımlanan bir haberden alıntılandı. Haberin başlığı ise ”Havalimanında akıl almaz görüntü! Yolcuları yaka paça aşağı indirdiler” şeklindeydi. Ülkemizde gündelik şiddet olaylarına istemesek de o kadar alıştık ki, artık birçoğunun üstüne düşünmeye gerek bile duymuyoruz. Birçoğumuz yaşadığımız sorunun tek çözüm yolunun şiddet olduğunu maalesef içselleştirmiş durumdayız. Aklımızın işlemediği ve içinden çıkamadığımız durumlarda kaba kuvvete sarılıyor ve karşımızdakileri korkutarak sindirebileceğimizi sanıyoruz. Hâl böyle olunca da dijital dünyada kaybolan ya da eski kazancını kaybeden mesleğimizi korumanın yolunu da şiddetle sağlayabileceğimizi düşünüyoruz.

Sizin cevabınız ne olur?

Ancak A’dan Z’ye dijital dönüşüm içinde bulunan dünyada dijitalleşmeyle yumruk, tekme, sopa ya da taşla mücadele etmenin manasızlığı, aklını birazcık kullanan insanlar için apaçık ortada. Hele ki hizmet sektörünün en önemli ayaklarından birini oluşturan kent içi ulaştırma alanında, hizmet aldığımız kişilerin en azından bu kadarcık öngörüye sahip olmalarını beklemek de hizmet alanların hakkı olmalı. Şimdi size bir soru yöneltmek istiyorum: Günümüz dünyasında yaşayan bir birey olarak çağını anlamış ve ona ayak uydurmaya çalışan bir kişiden mi hizmet almak isterseniz yoksa dijital dönüşüme karşı yumruk ve tekmeyle savaş açmış birinden mi? Ben kendi adıma birinci şıkkı daha yakın buluyorum.

Yukarıdaki haber üstelik Uber ve Türk taksiciler arasında yaşanan ilk olay da değil. Her ne kadar son bir aydır Uber ve taksiciler arasındaki gerilimle ilgili pek haber almasak da, taksicilerin Uber’e karşı açtığı savaş son hızıyla devam etmekte. Bir taraftan taksicilerin dijital dönüşümle mücadelesi sürerken, diğer yandan da ridehailing ve ridepooling sistemleri gelişen teknoloji ve dijital dönüşümle yeni adımlar ve girişimlerle ilerliyor. Hem de Uber ve diğer uygulamalara göre çok daha devrimsel adımlar atarak. Bu gelişmelere en iyi örnekse Volkswagen’in hayata geçirdiği ve Almanya’nın Hamburg eyaletinde bu yıl sonunda test sürüşleri başlayacak olan MOIA.

İlgili Haber  Uber, elektrikli bisiklet kiralama hizmetine başlıyor

Peki nedir bu MOIA? 

MOIA Almanların tabiriyle Volkswagen’in en küçük kızı. Almanca’da alt şirketler Tochterunternehmen olarak isimlendiriliyor ve Tochterunternehmen kelimesini Türkçeye birebir çevirdiğimizde ise karşımıza “kız şirket” ya da “kız girişim” kavramı çıkıyor. Bundan dolayı ben de MOIA’yı Volkswagen’in en küçük kızı olarak isimlendirmekte bir sorun görmüyorum. En azından her şeyin erkek egemen olduğu ülkemizde küçük bir havalandırma boşluğu da yakalamış oluyorum.

MOIA, 2016 yılının Aralık ayında kurulmasına rağmen şimdiden Volkswagen’n en önemli gelecek prodüksiyonu olmayı da başardı. Bu girişimin amacı ise insanların mobilizasyonunu yeniden tanımlamak. Bu tanımlamayı ise kentlerdeki insanların daha sağlıklı, daha güvenli ve hayat kalitesi daha yüksek olmasını sağlayacak yeni bir ulaşım modelini tasarlayarak ve geliştirerek yapacağını iddia ediyor.

MOIA aslında altı yolcu kapasiteli kent içi toplu taşıma yapan bir dolmuş. Bu dolmuşu bizim ülkemizdeki taksi dolmuşlardan ayıran özelliği ise otonom olması ve elektrikle çalışmasının yanı sıra bir uygulama aracılığıyla kullanılabilmesi. Yarım saatte yüzde 80 şarj olabilen ve tek şarjla 300 kilometre yol gidebilen elektrikli MOIA minibüsü ayrıca her yolcuya okuma ışığı, USB şarj yuvası ve yüksek hızda internet erişimi gibi imkânlar sunacak. Yani araçlarda dijital çağın gereklerinden olan her ayrıntı düşünülmüş. Hamburg Eyaleti de kent içinde insanların mobil uygulamalarla bir yerden bir yere gittiği bir mekân olmanın yanında bu hizmeti de kurumsal bir yapıyla ve doğa dostu bir şekilde sağlayan ilk kent olma özelliği kazanmanın peşinde. 2018’de 200 elektrikli minibüsle Almanya’nın Hamburg şehrinde başlayacak MOIA 2025’e kadar Avrupa ve Amerika’da 1 milyon araca ulaşmayı hedefliyor. Tabii ki MOIA’yla yolculuk taksi çağırmak veya Lyft, Uber kullanmaktan daha ucuz olacak. Bu da 1 milyon dolmuşun taşımacılık hizmeti veren 1 milyondan fazla taksiyi atıl duruma getireceği anlamına gelmekte. Yıllarca Türklere özgü dolmuş taşımacılığıyla dalga geçmiş Almanların dijital dönüşümle birlikte dolmuşa binecek olmaları da biz Türkleri  gülümseten bir ayrıntı.

Elbette ne İstanbul’da, ne de diğer illerimizde altyapının yetersiz olması nedeniyle MOİA henüz Türk taksicilerinin karşısında bir rekabet unsuru olma özelliği taşımıyor. Diğer yandan da bu yaşanan gelişmeler karşısında tüm taksicilerin çözümü kaba kuvvette aradığını düşünmek büyük yanlış olur. Hatta bir çok taksici ve taksiciler odası da kendileri açısından yaklaşmakta olan tehlikelerin gayet farkında ve dijital dönüşümle mücadelenin ancak dijitalize olmaktan geçtiğini de biliyor. Üstelik dönüşümün eksilerinin yanı sıra artılarının da olacağının bilincinde olan çok sayıda taksici mevcut ve kendilerini şimdiden adapte etmek için çalışmalara başlamış durumdalar. Bunun en basit örneğiyse durakta müşteri beklemeyi çoktan bırakan ve taşıyacakları yolcuları Uber üstünden bulan taksiciler.

İlgili Haber  Drive.ai’nin otonom aracı yeniden test ediliyor

İyi niyetli arayışlar

Bireysel çabaların yanında sistematik çözümler de aranıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin taksicileri rahatlatmak ve mobilizasyonu dijital platform üzerinden sağlamak amacıyla hayata geçirdiği itaksi uygulaması bu çözümlerden sadece biri. Birleşik Taksi Şoförleri Derneği’nin desteği ile birlikte bin 500 taksicinin kurduğu @taksi uygulaması da yine diğer bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Ancak her iki uygulamanın da yeterince tanıtımının yapılamaması taksicilerin Uber’le mücadelede sadece bir iyi niyet olarak kalmasına yol açıyor.

Tüketiciyi kazanmak aslında kolay

İşin diğer bir boyutu da Uber’e karşı taksicilerin tarafından açılan davalar. Taksiciler Uber’in yasal olmadığını ve yasaklanması gerektiğini iddia ederken, Uber ise yasal olduğunu savunuyor. Tabii ki burada en önemli aktör ise davalarda taraf olmayan ama iki tarafın da kaderini belirleyecek müşteriler. Yani hizmeti alan kesim, kısaca biz. Aslında bizim tarafa baktığımızda da netice çoktan belli. Elinden cep telefonu düşürmeyen ve satın aldığı hizmetlerin çoğunu dijital kanallardan temin eden kocaman bir kitleyiz ve Uber’i bugün yasaklasalar, yarın bambaşka bir uygulamadan hizmet almaya çok çabuk geçebiliriz. Çünkü dijital dünyada yasaklar delinmeye çok müsait ve olay birebir cebimize yansıdığında doğrudan bütçemizi düşünmemiz işten bile değil. Taksiciler davaları ve sokaklardaki kavgaları kazanabilirler ama bizi kazanabilmeleri için Uber’den daha iyi olmalılar. Hem de her anlamda. MOIA’yı ise altyapımız uygun olduğunda değerlendiririz.

Kaynak: Senem KILIÇ / Harvard Business Rewiev

Bu yazıda olan etiketler

Yorumlar