Hasan Aslanoba: Şirketlerin Tek Kurtuluşu Kurumsal Fonlar Oluşturup Start-Up’lara Yatırım Yapmak

Bugüne kadar 90 farklı start-up’a 80 milyon dolar yatırım yapan Hasan Aslanoba, Genç Liderler ve Girişimciler Derneği (JCI) Bursa Şubesi ve Bursa Sanayici ve İş Adamları Derneği (BUSİAD) iş birliği ile organize edilen “Dijital ve Girişimci Dünyada Markalaşmak” konulu söyleşide iş yaşamındaki tüm aşamaları ayrıntılı biçimde anlattı. Kurumsal şirketlere ve girişimcilere de ışık tutacağına olan inancımızla Digital Bursa’da bu uzun konuşmayı hemen tüm ayrıntılarıyla yayınlıyoruz.

1000
1000

Mert Can KOPUK – Özcan YAZICI

Bursalı iş adamı, başarılı bir girişimci olan Hasan Aslanoba, 2012 yılından beri start-up yatırımcısı (melek yatırımcı) kimliğiyle Türkiye dijital ve teknoloji yatırım dünyasına damgasını vuruyor.

Erikli Su ile başlayan yaklaşık 25 yıllık bir geleneksel iş alanından yeni ekonomiye geçiş yapan Hasan Aslanoba’nın hikayesi birçok boyutuyla öğretici bir nitelik taşıyor. ABD’de başlayan ve 1990’ların sonundan itibaren yaklaşık 20 yıllık süreçte küresel bir dalgaya dönüşen dijital ekosisteme Türkiye’den bir girişimcinin geçiş hikayesi, bilgisi ve deneyimleri aslında Türkiye’nin bugünü ve yarını için de bir ders niteliğinde.

Kendisini “uzaylı” olarak tanımlayan Hasan Aslanoba, “Dünyalı DNA’sına” sahip şirketlerin dijital ekosisteme geçişte çok büyük zorluklarla karşı karşıya olduklarını vurguluyor. “Teknoloji Vadisi” ve “Teknokent” gibi yatırımların eski ekonomi anlayışına dayandığını ve bugün bir gayrimenkul projesinden başka bir anlamının olmadığına dikkat çeken Hasan Aslanoba, “Şirketlerin, kurumların çoğu inovasyon tiyatrosuyla oyalanıyor” diyor.

“Dünyalı DNA’sına sahip” kurumsal şirketlerin dijital dönüşümgeçirmesinin mümkün olmadığını savunan Hasan Aslanoba, bugün Türkiye’de kurumsal şirketlerin tek kurtuluşunun “yatırım fonları” oluşturarak start-up’lara yatırım yapmak olduğunu söylüyor.

Aslanoba Capital” ile bugüne kadar 90 farklı start-up’a 80 milyon dolar yatırım yapan Hasan Aslanoba, Genç Liderler ve Girişimciler Derneği (JCI) Bursa Şubesi ve Bursa Sanayici ve İş Adamları Derneği (BUSİAD) iş birliği ile organize edilen “Dijital ve Girişimci Dünyada Markalaşmak” konulu söyleşide iş yaşamındaki tüm aşamaları ayrıntılı biçimde anlattı.

Hasan Aslanoba’nın büyük bir başarı örneği olan girişimcilik hikayesinin dijital ve teknoloji yatırımlarının bir çığ etkisiyle zorlamaya başladığı geleneksel kurumsal şirketlere ve girişimcilere de ışık tutacağına olan inancımızla Digital Bursa’da bu uzun konuşmayı hemen tüm ayrıntılarıyla yayınlıyoruz.

“Fikirlerin değeri 1 dolar, önemli olan yapabilmek” diyen Hasan Aslanoba’nın bu konuşmasında, “hangi kriterlere göre yatırım yaptığını”, “başarılı start-up girişimlerinin nasıl bir yol izlemesi gerektiğini”, “uzaylı DNA ile dünyalı DNA’sı arasındaki derin farkları”, “yapay zeka ve blockchain teknolojileriyle dünyayı nasıl bir geleceğin beklediğine ilişkin öngörüleri”, “çıkış yolu arayan Bursalı sanayici ve şirketlerin neler yapmaları gerektiğini” bulacaksınız.

Şimdi, son satırına kadar büyük bir keyifle okuyacağınız bu konuşmayla sizi baş başa bırakıyoruz…


H.ASLANOBA: Hepiniz hoş geldiniz. Davetiniz için teşekkür ediyorum. Artık her ne kadar İstanbul’da yaşıyor olsam da tabii ki Bursa’dan kopmak mümkün değil. Bursa’dan bir davet aldığımız zaman tabii ki çok dikkat ediyoruz.

Tanımayanlar için kendimden kısaca bahsedecek olursam, 1963 Bursa doğumluyum. İlkokul, ortaokul, liseyi Bursa’da okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdim. Yurt dışında iki sene finans masterı yaptım.

Askerlikten sonra aile şirketimiz Erikli Su‘nun başına geçtim. 23 senelik su kariyerimin son 6 senelik süresinde dünya su faaliyetleri alanında lider olan Nestle ve Lotus ile ortaklıklar gerçekleştirdik. 

‘2011 YILINDA DİJİTAL DEĞİŞİMİ HİSSETTİM’

2011 yılına gelindiği zaman Türkiye’de bir şeylerin değişmeye başladığını hissettim. Büyük bir dijital devrim geliyordu, bunu hissetmeye başladım. Bunun ilk izleri Gitti Gidiyor‘un başarılı exit’i oldu. O dönemlerde Yemek Sepeti‘nin daha ön plana çıkması gibi bazı işaretler görmeye başladım ve bu dalgayı yakalamak ve içerisinde olmak istedim.

Sürekli aynı işi yapıyor olmaktan açıkçası sıkılmıştım. Ortağım Nestle ve Lotus’u bir sene önceden bilgilendirdim ve 2012 yılının Haziran ayında da ayrıldım. O döneme kadar peyderpey hisselerimi satıyordum. İlk ortaklıkta zaten hisselerin çoğunu aile olarak 2006 yılında vermiştik. Ben yine de yüzde 40 hisse tutuyordum. Ama peyderpey sonraki dönemlerde de full exit ettim.

‘YATIRIMLARIMDAN ÖNCE SÜREKLİ ARAŞTIRDIM’

İşte bütün gönlüm ve bakışım teknoloji dünyasındaydı. Start Up’lara büyük ilgim vardı. 2012 yılının Haziran ayından sonra sürekli olarak araştırdım ve bilgimi geliştirdim. Yatırıma hemen başlamadım.

Erikli’den çıkış yapmış olmak çok büyük finansal imkanlara kavuşmamı sağlamıştı. Eski bakış açısıyla imkanları genelde gayrimenkule gibi eski ekonomiye dayalı bazı işlere yönelerek değerlendirmiştim. İşin teknoloji tarafını 2011’lerde fark etmeye başladım. Benim için biraz geç oldu ama… 

2013’ün başından itibaren ve özellikle 2014 ve 2015’li senelere tabiri caizse melek yatırımcı olarak damgamı vurdum. Bunda Türkiye’nin pazar derinliği olmaması ve yeterince yatırım gelmemesin de etkisi oldu.

‘3 YILDA MELEK YATIRIMLARIN YÜZDE 38’İNİ TEK BAŞIMA YAPTIM’

Türkiye’de bu 3 senede toplam 160 milyon dolar civarında bir yatırım yapıldı. Bunun yüzde 38’ini tek başıma yaptım. Aslında benim kafamda 20 milyon dolar gibi bir yatırım yapma fikri vardı. Fakat işin içine girdikçe daha da fazla fırsat olduğunu gördüm ve bugün bile bir yatırım. Yurt dışında bir crowdfunding platformu üzerinden bir 50 bin dolarlık yatırım gerçekleştirdim.

90 START UP’A 90 MİLYON DOLAR YATIRIM

Toplamda 90 tane farklı şirkete 80 milyon dolara yakın, 79.7 milyon dolarlık bir yatırım gerçekleştirdim. Bu beni açık ara Türkiye’de en büyük melek yatırımcı konumuna getiriyor.

Dünyada benim gibi örnekler aslında çok, bu biraz Türkiye’nin şartlarından dolayı beni çok öne çıkardı. Aslında çok daha yüksek seviyelerde 200, 300 tane yatırım yapan dünya çapında melek yatırımcılar var. Bunlar dünyanın her yerinde fırsatları kovalıyorlar.

Benim portföyümde dolar bazında konuşursak yüzde 90 oranında Türkiye’ye, yüzde 10 civarında yurt dışına gerçekleşti. Ama adet olarak yurt dışında bayağı bir sayıya ulaştı; 35, 40’lar civarında. Yurt dışı yatırımlar daha çok küçük ölçekte. Lider yatırımcı değil de daha çok lider yatırımcıların peşine takılan, o rauntlara katkı sağlayan konumda oldu.

Teknoloji yatırımına olan heyecanım artarak devam ediyor. Bugün gayrimenkul gibi eski ekonomiden çıkıp daha da fazla teknoloji işlerine yatırım yapmak istiyorum.

‘GELECEK TEKNOLOJİ ŞİRKETLERİNİN ELİNE GEÇECEK’

Bunun temel sebebi geleceği tamamen orada görüyor olmam. Yani istisnasız ve çok net olarak konuşuyorum, gelecek tamamen teknoloji şirketlerinin eline geçecek.

Hatta gelecekte üç tip firma görüyorum. 1 ve 2 numaralı firmalara “akıl gücü firmaları” diyorum. 1 numara da yine teknoloji devleri var. 2 numarada ise bu teknoloji devlerini belirli dikeylerde zorlayan start-up’lar olacak. 3 numara ise “kas gücü firmaları”, yani teknoloji firmalarının tenezzül etmediği, katma değeri düşük işleri yapan firmalar.

Bu 3 numaralı kas gücü firmaları aslında “varlıklara” sahip olacaklar. Bunların fabrikaları, mağazaları, otelleri, araç filoları olacak. Bu firmalar, varlıkların sahibi olacak ama müşteriyle aralarında hep bu teknoloji firmaları olacak. 360 derece teknoloji firmaları üzerinden müşteriler gelecek. Yani sabah uyanıp gece yatağa girinceye kadar tüm döngülerde teknoloji firmaları olacak.

Bu kadar kesin konuşmamın bir nedeni de çok “disructor” dediğimiz “devrimsel yıkıcı yeniliklerin” gelmiş olması. Özellikle son dönemlerde çok etkili oldu. Cloud çözümler ve mobilite teknolojinin dağıtım sorunu çözdü. Yani her köye su, elektrik gitmiş olması gibi bütün Hindistan ve Çin’in köylerinde bile adam ucuz bir Android cep telefonu alarak teknolojinin bir parçası haline geldi. Artık dağıtım sorunu diye bir şey yok. Herkes birer tüketici, birer kullanıcı haline geldi.

Bunun üzerine yalnız 2 tane şey daha geldi; “yapay zeka” ve son zamanlarda herkesin tam etkilerini anlamadığı ama gümbür gümbür gelen “blockchain” teknolojileri. Bunlar son derece etkili teknolojiler ve eski geleneksel firmaların dönüşüm yapma imkanlarını görmüyorum.

‘DÜNYALI DNA’SINA SAHİP ŞİRKETLER İÇİN DİJİTAL DÖNÜŞÜM OLAMAZ’

Yani eski geleneksel firmaları şöyle tarif ediyorum, dünyalı olarak dünyaya geldiler birer dünyalı DNA’sına sahipler; fakat teknoloji şirketleri uzaylı DNA’sına sahip. Bu dünyalı olanların uzaylıya dönüşmesi mümkün değil. O yüzden yok “kurum içi girişimcilik” yok “kurumların dönüşmesi” gibi şeyler ancak kurumların ömürlerini uzatacaktır. Eski geleneksel rakiplerine karşı daha fazla üstünlük kazanmalarını sağlayacaktır.

Diğer tarafta bu uzaylı DNA’sına sahip teknoloji şirketleri her şeyi, ama her şeyi değiştirecekler. Ancak bu şirketler “varlıklara sahip olalım, katma değeri düşük işler yapalım” falan tarafında olmayacaklar, buna tenezzül etmeyecekler. Bu derece büyük bir değişim bizi bekliyor.

START-UP’LARI DEĞERLİ KILAN VE BÜYÜTEN ŞEY ‘DATA’

İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde okurken gerçekten o dönem için çok geçerli şeyler öğrendik. Ama o dönem için geçerli olan şeyleri öğrendik. O dönem öğrendiklerimiz bugün çok değişti. Örneğin marka, pazarlama alanında İşletme Fakültesi’nde neyi öğrendik?

Bir, pazar araştırması yapmanız gerekiyor öncelikle. Bu iş 4-6 ay sürebiliyor. Pazar araştırmasından sonra pazarı segmentlere ayırıyorsun, lüks segment, orta segment, savaşan segment gibi…

Ondan sonra genelde çoklu marka kullanırsanız bu farklı segmentler için farklı markaları konumlandırmanız gerekiyor. Bunlar stratejik, üst yönetimin verdiği kararlar…

Hangi segment için hangi marka? Sonra iş orta kademeye gelir. İşte o 4P’ler (Price, Promotion, Product, Place), bunlara orta düzey yöneticiler genelde karar verir ve ondan sonra ürünü piyasaya çıkartırsınız. Bu şekilde bir süreç takip etmeniz gerekirdi.

Şimdi start-up’ların dinamikleri çok farklı. Start-up’lar aslında çok dinamikler ve karar verirken tam orta yerde data var. Hep dataya bakıyorlar. Sürekli müşteriden datayı topla, ölç ve gerekli değişikliği yap. Yani sürekli topla, ölç ve tekrar geliştir… 

Bütün her şey dataya bakarak gerçekleşiyor. Yani start-up’lar çoğu kez kararlaştırılmış bir stratejinin uygulayıcısı olmaktan ziyade bir stratejinin sürekli arayışı içerisinde oluyor.

Başlangıçta ne düşündüklerinin, stratejinin ne olduğunun falan önemi gittikçe azalıyor. Çünkü o kadar önemli datalar geliyor ki ve bu datayı sürekli analiz ederek aslında tüketicinin neye ilgi duyduğunu oradan çıkartabiliyorlar. Ve sürekli değişim içerisindeler. Buna “pivot etmek” deniyor, yani iş modellerini dramatik şekilde değiştirebiliyorlar. Her 3 startup’tan 2’sinde bunu yaşıyorsunuz.

İlk anda kafanızda bir teori var.  Başlıyorsunuz işe, fakat datalar gelmeye başladıkça aslında bazı tatlı noktalar yakalıyorsunuz. “Sweet spot” dediğimiz bazı tatlı noktalar yakalayıp oradan yürümeye başlıyorsunuz; o tarafta ürünü geliştiriyorsunuz.

‘BEN ÖYLE HİSSEDİYORUMLA START-UP YATIRIMI OLMAZ’

Start-up’lar için diğer bir önemli konu “yalın” olmaları. Yani ürün özelliklerini ne kadar asgariye indirirlerse o kadar doğru. Ürüne her özelliği katmamaları gerekiyor.

Mesela bir app çıkardınız. App’in uçan kaçan, her şeyi yapan olmaması gerekiyor. Çünkü gerçekte o bir deneme. İlk minimum “valuable product”, yani “asgari özellikler” diye ürün sunmanız gerekiyor.

Bir teoriniz var, bir şeyin daha önem kazanacağını düşünüyorsunuz ki bu maksimum 3 tane özellik olmalı, çok fazla değil; 10 tane olmamalı. Bunlardan bir tanesine kullanıcının yönelimi daha fazla oluyor ve siz bu sefer ürünü oraya doğru evrimleştirmeye başlıyorsunuz. Ama hep ortada data var, tamamen data konuşuyor. ”Ya ben öyle hissediyorum, böyle düşünüyorum” falan yok; hep “bilimsel yaklaşma” var.

O yüzden pazarlama tarafı start-up’larda bayağı bir sanattan bilime dönmüş durumda. O yüzden “data scientist” olmak önemli bir konu.

‘START-UP’I ÜRÜN ODAKLI DÜŞÜNMEK YANLIŞ’

Start-up’larla ilgili yanlış anlaşılan şeylerden bir tanesi de hep kafalarında “ürün odaklı” düşünüyor olmaları. Eski ekonomi anlayışı böyle, mucitlik, icatlık olarak bakılıyor.

Start-up’lar çoğu kez bir şey icat etmiyorlar, var olan teknolojileri kullanıyorlar. Genelde iş, model bazlı, yani ekonomik değeri yaratan şey aslında iş modeli bazlı. Farklı bir iş modeli; ama var olan teknolojileri kullanıyor. Ama cep telefonunun konum alma verme, fotoğraf, mobil ödeme gibi özelliklerini kullanıyor.

Son zamanlarda yapay zeka algoritmaları ile yazılımlar akıllı hale getiriliyor. Nedir Yapay Zeka? Eskiden yazılımlar “if this then that” mantığında çalışırdı. Yani yazılımda “şöyle olursa böyle yap” şeklinde kodluyordunuz. Şimdi bu değişti, yapay zeka geldi, makine öğrenmesi geldi…

‘YAPAY ZEKA MUAZZAM BİR ÇIĞIR AÇTI’

Bunun iki tane yakıtı var. Bir tanesi tabii ki işlem güçleri çok arttığı için bu mümkün hale geldi. İki ve daha önemli olan bütün datalar dijitalleşti. Yani bu canavarı besleyen data var artık ve ne kadar çok data varsa o kadar iyi.

Bu eğitim datasıyla algoritmaları besleyerek patenleri yakalıyorsunuz. Artık “if this then that” şöyle olursa böyle yap diye her senaryoyu kodlamanıza gerek yok. Basıyorsunuz eğitim datasına istatistik biliminin sunmuş olduğu imkanları kullanarak patenleri yakalıyor ve artık farklı şivelerlerde bile konuşsanız sizin sesinizi çok daha yüksek oranlarda tanımaya başlıyor.

İşte otonom araçlar, şoförsüz arabalar gördüğü bir objeyi, duyduğu bir sesi insan gibi öğrenmiş oluyor. Çünkü o kadar fazla eğitim datasına tabii kaldılar ki artık tanımaya başlıyor. Bir insandan bile daha iyi tanımaya başlıyor. Hep olasılık atıyor. (Suyu göstererek) Yani şunu gördüğü zaman diyor ki, “yüzde 99.99 ihtimalle bu bir bardak sudur”.

Aynı bir insan gibi öğrenmeye başlıyor. Bu yapay zeka algoritmaları tabii muazzam bir çığır açtı ve bütün eski yazılımların artık yapay zeka özellikleri ile gelmesi gibi bir durum ortaya çıktı. Bütün yazılımlar akıllanmaya başladı ve daha da akıllanacak.

‘FİKİRLERİN DEĞERİ 1 DOLAR, ÖNEMLİ OLAN YAPABİLMEK’

Start-uplar’dan geldik… Bana en çok gelen konulardan bir tanesi de “Hasan Abi bir fikrim var?”, “Hasan Bey bir fikrim var?” diye gelen konular…

Hep söylüyorum konuşmalarımda, “fikirlerin değeri sadece 1 dolar” arkadaşlar. Fikirler o kadar önemli değil. Önemli olan yapabilmek. Ve yapabilmekten sonra işi ölçeklendirebilmek. Bunun içinde en önemli şeyi bana soruyorlar “Kim sizden yatırım alabiliyor?”

‘HANGİ KRİTERLERE GÖRE YATIRIM KARARI VERİYORUM’

İlk etapta ben bu İşe başladığım zaman fikirlerden çok etkileniyordum. Sonradan işi öğrendim ve şunu anladım. Kurucular çok önemli, yani o Start-up’ın kurucuları çok önemli. Kararıma yüzde 60 etki eden nokta kuruculardır. Burada kurucuların çok akıllı olması gerekiyor. Akıl bir numaralı konu; çok akıllı insanlardan oluşacak. Çok odaklı olacaklar, başka bir sürü işlerle uğraşmayacaklar, gece gündüz işini düşünecekler, etik olacaklar, çok çalışacak ve motivasyonları yüksek olacak.

‘BİR START-UP BÜYÜK BİR PAZARDA, BÜYÜK BİR SORUNU ÇÖZMELİ’

Ondan sonra gelen en önemli şey bir start-up’ın ”büyük bir pazarda büyük bir sorunu çözmesi” gerekiyor.

O yüzden start-up’ların kendilerini bir işe adamadan önce çok zaman geçirmeleri ve araştırmaları gerekiyor. Çünkü bu gerçekten de tam bir katolik nikahı aslında.

Yani böyle “hap yap para kap” bir senede hemen geliştirdim birilerine sattım işleri değil. Bu aşağı yukarı en az 10 sene, 15 sene bir kişiyi bağlayan işler bunlar ve çok iyi araştırdıktan sonra o işe kendinizi adamanız gerekiyor. Bunlar çok önemli; büyük bir pazarda büyük bir sorunu çözmesi gerekiyor.

‘START-UP KULLANICI DENEYİMİ İYİ BİR ÜRÜN OLMALI’

Onun dışında kararımı en çok etkileyen noktalardan bir tanesi de ”iyi bir ürün” görmeliyiz, yani kullanıcı deneyimi iyi bir ürün olması lazım. “User interface”si (kullanıcı arayüzü), “user experience”ı (kullanıcı deneyimi) iyi bir ürün olması lazım.

Örneğin markanın, markalaşmanın teknoloji tarafındaki karşılığı kullanıcı deneyimidir.  Kullanıcı deneyiminiz iyi ise iyi bir marka haline gelmeyi başlıyorsunuz. Kötü ise kötü bir marka haline gelmeye başlıyorsunuz. Bunun için kullanıcının size tanıdığı süreler çok az. Bir şeyi beğenmezse hemen atıyor ve bir daha da dönmüyor.

Bu dijital ekonomi öyle bir ekonomi ki artık burada ilk 20’lerde olmanız gerekiyor, hadi bilemediniz maksimum 30’larda 40’larda olmanız gerekiyor. Yoksa siliyor. Ürününüzü sık sık kullanıyor olabilmesi lazım. Bir uygulama geliştirdinizde frekansı yüksek bir şekilde kullanması gerekiyor. Ama kullanması zorlaştığı anda atıyor ve bir daha da geri dönüp şans vermiyor.

‘START-UP ÖLÜM VADİSİNİ GEÇMEK ZORUNDA’

Bunun dışında start-upl’ar aslında “ölüm vadisini” geçmek zorundalar. Faaliyete başladıkları zaman parayı “kullanan” değil, “koklayan” olmaları gerekiyor. O kadar az harcamaları gerekiyor ki, öneri alabilirlerse bir tohum yatırımı alıyorlar ve bir sonraki sermaye artışında tekrar bir yatırım alacaklarının garantisi yok.

O yüzden yaşam sürelerini olabildiğince uzatmaları ve çok az kişiyle çalışmaları gerekiyor. “Kullandığın kadar öde” yazılımları kullanması gerekiyor. Fazla masrafa boğulmamaları gerekiyor. Bir kişi daha işe alırken 50 kere düşünmeleri gerekiyor. Bir sonraki sermaye artışı için yatırımcılara  ürünün ölçeklendiğini gösterebilmeleri lazım. Bu dönemlerde hep para yakacaklar, para yakmak zorundalar.

Çok ekstrem bir örnek belki, Uber operasyona başlayalı 8-9 sene oldu ama hala deli gibi para yakıyor. Çünkü yatırımcı bulabiliyor.

Ama Türkiye gibi yatırımın az olduğu yerlerde buna benzer örnekler çok çok daha zor. Yeni bir yatırımcıyı etkileyebilmek için “Product Market Fit” deriz buna. Yani Pro ürün ile pazar uyumunun gerçekleştiğini gösterebilmesi lazım.

Start-up böyle başlar ivmelenmeye. Bu illaki para kazanmak değildir, bir şeye dokunmuştur, bir sinire dokunmuştur, bir ihtiyaca dokunmuştur. Bir şekilde site trafiği artıyordur, bir şekilde üye kayıtları artıyordur; eğer e-ticaret yapıyorsa satışları artıyordur.

Bunu gösterdiği zaman start-up zarar ediyordur çoğu kez. Ama o zaman “bu firma, bu start-up bir şey yakalamış ve biz buna yatırım yapalım” diye yatırımcı ikna olabilir. Tamamen dinamikleri farklı.

“TÜRKİYE’DE ‘DİJİTAL CEHALETİN’ KABULÜ DURUMU YOK”

Avrupa’da Rönesans önce cehaletin kabulüyle başlanmış. İnsanlar “aslında her şey de bize öğretildiği gibi değil galiba; biz her şeyi de bilmiyoruz, bize söylendiği gibi değil” diye düşünmeye başladıktan sonra araştırma, geliştirme ve Rönesans’ın doğuşu başlamış. İnsanlar önce cahil olduklarını kabul etmişler, ondan sonra gelişme başlamış. Türkiye’de bu anlamda dijital ekonomi anlaşılamadığı için ve hatta yanlış anlaşıldığı için bir cehaletin kabulü durumu yok.

İnsanlar bakıyorlar start-up’lar var, işte gençler bir araya gelmiş, e-ticaret yapıyorlar, app yapmışlar falan filan. Zannediyorlar ki bu oyun eski ekonomi oyunu gibi. Yani bakıyorlar diyorlar ki “Biliyoruz ya biz bu oyunu” onlar da ticaret yapıyorlar işte. “Bizim bildiğimiz futbol oyunu” diyorlar. Evet, bildiğiniz futbol oyunu değil işte. Çünkü “uzaylılar” oynuyor, dünyalıların oynadığı bir futbol oyunu değil bu. Bu tamamen dinamikleri farklı, bakıyorlar diyorlar ki “Biz bunu biliyoruz, anladık biz bu işi” falan kafasında bakıyorlar. O yüzden de bir cehaletin kabulü durumu yok.

‘ARTIK DİJİTAL ZEKAYA SAHİP OLMANIZ GEREKİYOR’

Bu konuda yeterince bir bilgilenme ve kaynağa ulaşma isteği yok. O açıdan da bu benim tabirim ilk defa ben bunu dillendirmeye başladım, ”dijital zeka” denen bir olay var aslında. Yani eski ekonomide ticari zekaya sahip olmak çok önemliydi. “Ya bu adam ticari zekaya sahip, bu işi alır götürür” denilirdi…

Şimdi yeni dijital ekonomide, “dijital zekaya” sahip olmanız gerekiyor. Bu doğuştan olan bir şey değil, bu öğrenilen bir şey. Duygusal zeka gibi bu da dijital zeka… Yani dijital ekonomide ekonomik değer nasıl yaratılıyor bunu anlayabilme kabiliyeti.

Siz bir kuruş geliri olmayan WhatsApp‘ın niye 19 milyar dolara satıldığını anlayabiliyorsanız, niye Amazon yıllarca hiç para kazanmadığı halde sürekli yatırım alabiliyorsa ve niye Snap ve Twitter’lar sürekli zarar ettikleri halde bu değerlere ulaşabiliyorsa, bu iş modellerini anlayabiliyorsanız bir mesafe kat ediyorsunuz demektir.

‘BEN SMART MONEY’İM, FİLTRELEME KABİLİYETİM VAR’

Batı’da, Amerika’da genel kabul görmüş bir tabirdir bu, “smart money” derler, yani “akıllı para”… Bütün sermayeleri akıllı görmüyorlar. ”Smart Money” gerçekten de “filtreleme” kabiliyeti olan insanlara, örneğin bana geliyor. Ben de bugün geçmişe göre biraz daha Smart Money’im, daha filtreleme kabiliyetim var.

Bana gelen bir projeye ben baktığım zaman hemen bir iki dakikada anlayabiliyorum. Bu uzaylı, bu dünyalı, hemen ayrımını yapabiliyorum. Çok kısa sürede oradaki sunumunda kullandığı birkaç laftan, konuya yaklaşımından, problemi tarif etmesinden hemen anlıyorum. Yani “bu eski ekonomi kafasında” ya da “bu arkadaş değişik bir arkadaş” gibisinden… O filtreleme kabiliyeti Smart Money… Bunlar doğru filtreleme yapabiliyorlar ve doğru işlere yatırım yapabiliyorlar.

‘TÜRKİYE’DE İNOVASYON TİYATROSU OYNANIYOR’

Şu an Türkiye’deki ekonomik karar vericileri “İnovasyon Tiyatrosu” oynuyorlar. Bu tabirde bana ait değil, bu bir jargon. İşte “gençleri bir araya getirdik, bir yarışma programı düzenledik, laptop verdik, kazananları Silikon Vadisi’ne de gönderdik, biz çok inovatif bir firmayız” demek kendilerini kandırmaktan başka bir şey değil.

Herkes de buna inanmak istiyor, çünkü işlerine öyle geliyor. Bunların yeterli olabileceğini ve yeterince inovatif olduklarına inanmak istiyorlar. Böylece parçayı sıyırabileceklerini zannediyorlar. Halbuki bu mümkün değil.

‘KURUMSAL GİRİŞİMCİLİK FONLARI OLUŞTURULMALI’

Yapmaları gereken tek bir şey var; başka da bir çözüm üretilememiş dünyada. Bu kurumlar, “kurumsal girişimcilik fonlarını” oluşturmaları gerekiyor. Ve bu fonlar üzerinden start-up’lara yatırım yapacaklar. Start-up’lara yatırım yapmak dışında başka bir alternatifleri yok.

Ama bunlar işlerine bu şekilde geldikleri ya da böyle inanmak onların içlerini rahatlattığı için şirket içerisinde kurum içi girişimcilik ve dönüşüm sağlayabileceklerini düşünüyorlar. Mümkün değil dönüşemez.

‘KURUMLAR DÖNÜŞEMEZ, AMA BİREYLER DÖNÜŞEBİLİR’

Kurumların dönüşmesinde o kadar büyük sorunlar var ki… Ancak bireyler dönüşebilir. Sizler birey olarak zamanla okuya okuya, öğrene öğrene dönüşebilirsiniz. Dijital ekonomiye kendinizi hazırlayabilirsiniz. Ama kurumlar dönüşemez. Çünkü dünyada örneği yok.

Bugün itibariyle aşağı yukarı 250 civarında “unicorn” firma var. Yani unicorn ne demek, henüz halka açılmamış, değeri 1 milyar doları aşmış ve akıllı para tarafından desteklenen…

Yani “venture capital”lar tarafından desteklenen son özel değerlemesi 1 milyar doların üzerinde gerçekleşmiş olan 250’nin üzerinde firma var. Bunların kasasına aşağı yukarı 200 milyar dolar civarında para girmiş. Değerleri ise 1 trilyon doları biraz geçti. Yani 1 dolar girmiş, 5 dolarlık bir değer yaratılmış. Ama ilk raunda giren, ilk tohum aşamasında giren yüzde 4000 kazanmış, son anda giren belki yüzde 10, 20, 30 kazandı. Ama ortalamada 5 katı bir değerlemeye ulaştı.

Bunların içerisinde bir tane bile kurumsal dünyadan gelmiş, ordan “spin out” etmiş, ordan çıkmış ve akıllı para tarafından “aferin, sen akıllı bir start-up’sın, al bu yatırımı” denen bir tane bile örnek yok.

‘UZAYLI DNA’SINA SAHİP OLMAK ÖNEMLİ’

Bunlar hiç eski ekonomi firmalarından çıkmaz. Bütün bunların DNA’sına baktığımızda “uzaylı DNA”sına sahip olduklarını görüyoruz. Çok akıllı kurucular bir araya gelmiş ve büyümüştür. Artık öyle ekstreme örnekler görüyorum ki…

Bir tanesiyle mesela Whatsapp’ta yazıştık. Biraz Türkiye, biraz Amerika’da yaşıyor. Robin Hood diye… Yeni 5.6 milyar dolar özel değerleme oldu. Arkadaşımı tebrik ettim. Yatırımcısı olduğunu biliyorum. O da “şu kadar katı kazandım” dedi. “Kaç para girdin, kaç para şu anda değeri” diye sordum. “90 bin dolar yatırım yaptım” dedi, ki biliyorum 3-4 sene önce yaptı; kesinlikle daha geçmişte değil. Belki de 3 sene önce… ”Şu anki değeri 24 milyon dolar” dedi. 90 bin dolar koyuyor, 24 milyon dolar çıkıyor. Çok ekstrem “case”ler olabiliyor.

Yine yatırım yaptığım bir fon, bir tane unicorn yakaladı, milyar dolara ulaştı. Bir seneden az sürede ulaştı. 100 milyon dolar civarında bir maliyetti, 1 milyar 150 milyon dolar değerlemeye çıktı, bir seneden az süre içerisinde.

‘KURUMSAL FİRMALARIN TEK ÇARESİ FON OLUŞTURUP START-UP’LARA YATIRIM YAPMAK’

Çok ekstrem örnekler var ve hiç geleneksel firmalardan çıkmış bir örnek yok. Burada başka hiçbir çaresi yok. Kurumsal firmaların, bugünün holdinglerinin yapması gereken tek ve tek şey var, kurumsal sermaye ve fonlarını oluşturacaklar ve star-up’lara yatırım yapacaklar.

Bu fonları yöneten kişiler “smart money” olması lazım. Geçmişlerinde en az 5 sene, tercihen 10 sene start-up’lara yatırım yapmış ve filtreleme kabiliyeti olan insanların olması lazım.

Bunlar herhangi bir holdingin CEO’su olamaz. Herhangi bir “private equity”nin CEO’su olamaz. Start-up’lara yatırım yapmış olanlar olması lazım. Çünkü onlar bu filtrelemeyi yapabiliyorlar. Kim kazanır, kimler milyar dolarlık iş yapabilir bunu bilen, o göze sahip kişiler bunlardır.

Bunlar zamanla geliştirilebilen yetenekler. Ben de mesela eğer çocuklarıma bir sanat öğretecek, bir iş öğreteceksem, işte bunu öğretmeyi planlıyorum. “Teknoloji yatırımcılığı” çok farklı bir şey. 

Burada kurumlar ancak “süreç inovasyonu” yapabilirler. Belki bazıları zorlarsan iş modelinde inovasyon yaparlar. Fakat asla ve asla “distractor” bir inovasyon yapamazlar. Mümkün değil. Bütün DNA’ları ve alışkanlıklarına aykırı. Ve değeri yaratan artık distractor inovasyonlar… Yani yapay zekalar ve blockchain teknolojileri… Adam daha “cloud”a güvenmiyor, mobili çözememiş, web sitesi doğru dürüst çalışmıyor; nasıl yapsın bu inovasyonu. Hepsi yok olmak durumunda.

‘KAS GÜCÜ FİRMALARI YAŞAYACAK AMA ARADA HEP TEKNOLOJİ FİRMALARI OLACAK’

Sadece dediğim gibi ”kas gücü firmaları” yaşayacak. Bunlar “varlıklara” sahip olacaklar ama arada hep “teknoloji firmaları” olacak. Ancak bunların üzerinden ulaşabilecekler. Otelleri, mağazaları, fabrikaları, restoranları ve araba galerileri hep olacak, ama arada hep teknoloji firmaları olacak. 

Örneğin, çok güncel bir konu otonom araçlar. Hani dedim ya, biz işi yine eski ekonomi kafası ile icatlık, mucitlik zannediyoruz. Değil. Mesele platformları ele geçirebilmek, platformlara sahip olabilmek.

Platform demek network etkisi olan şeyler demek. Niye Yemek Sepeti 600 milyon dolar değerleme ile satılabildi? Çünkü platform ve tamamen ele geçirmiş o platformu. Yani bir tarafta restoranlar, bir tarafta yemek sipariş etmek isteyenler o platformu tamamen ele geçirmiş. Network etkisi o kadar güçlü ki, bir restoran için başka bir alternatif yok; Yemek Sepeti’nde olmak durumunda. Sipariş verecekseniz, siz de Yemek Sepeti’nden sipariş vermek zorundasınız. 

‘PLATFORM İLE NETWORK ETKİSİ YARATILIYOR’

Bunun gibi ne muazzam savaşlar yaşanıyor. Araba çağırma olayında işte Uber var. Dünyada onun karşılığı Didi var; Çin’in devidir ve 55 milyar dolar değerleme aldı. Hindistan’da Ola‘dır, Güneydoğu Asya’da Grapt’tır, Avrupa’da My Taksi ve biraz da Mercedes falan girdi oralara. Muazzam bir paylaşım yaşanıyor. Bütün dertleri platformları ele geçirebilmek. Çünkü ele geçirdikten sonra öyle muazzam network etkisi var ki, şahane duvarlar örüyorsunuz ve artık başka birisinin girmesi son derece zor.

GELECEKTE NELER OLACAK?

Şimdi gelecekte ne olacak? Araçlarla ilgili konuşalım. Araç sahipliği sona erecek. Yakın zamanda bir otonom Uber aracı bir kaza yaptı ve bir kişiyi öldürdü. Ama bu teknoloji daha gelişme aşamasında. Uçaklar da geliştirilirken birçok kişinin ölümüne yol açtı. Fakat bu aslında bayağı ilerlemiş, gelişmiş bir teknoloji.

Çok kısa sürede, yani 5-10 sene içerisinde otonom araçlar kendilerini kanıtladıkça yavaş yavaş belirli bölgelerde şoförlü arabaları görmemeye başlayacağız. Araba kullanmak sorumsuzluk olarak görülecek. Çünkü istatistiki olarak çok daha güvenilir olduğu ortaya çıktığı zaman başkalarının araba kullanması çok büyük sorumsuzluk olarak kabul edilecek. Ve zaman içerisinde bu dünyaya yerleşecek. 

Bir süre sonra bir bakacaksınız bugün GSM operatörleri gibi siz araba sahip olmaya gerek görmeyeceksiniz bu network’lerden. Bu networkleri ele geçirmiş. Bu monopol olmaz, ama diopol ve oligopol piyasalar göreceğiz. Ve siz oradan aracınızı çağıracaksın.

Bu araç illa bir taksi veya binek arabası almak zorunda değil. Bu örneğin karayolları taşımacılığını “distractor” edecek olan, yani dikey olarak havalanan ve yatayda hızlanan, yatayda inebilen araçlar olabilir. Bunlar son dönemde ciddi yatırımlar almaya başladı. Aslında “drone” bunlar. Gelecekte çok yeri olan şeyler. Bu yüzden de ciddi yatırımlar almaya başladılar.

Elon Musk’un Hyperloop projesi gibi tünel içinde sürtünme olmadan manyetik bir alanda ortalama 800 kilometre hıza ulaşabilen yeni bir teknoloji var. Bunlar gelecek. En son Santa Monica’da bir firma(Bird) Los Angeles’ta olmasına rağmen “elektrikli scooter” pazar yerini ele geçirebilmek için Pre Money’den 100 milyon dolar yatırım aldı. Sadece Los Angeles’ta elektrikli scooter ile başladı fakat pazarı ele geçirmeye başladığı anda 100 milyon dolar yatırım alabildi.

‘GELECEKTE ARAÇ SAHİPLİĞİ OLMAYACAK’

Tekrar vurgulamak gerekirse araç sahipliği olmayacak. Bütün arabalar elektrikli ve otonom olacak. Bu dediğim gibi illaki binek arabası olmak zorunda değil, uçan arabalar olabilir, elektrikli scooter’lar olabilir. 

Bisiklet pazar yerleri, platformları aşırı yatırımlar almaya başladılar. Özellikle Uzakdoğu’da korkunç yatırım alıyorlar. Siz bisikleti herhangi bir yerde bırakıyorsunuz başkası geliyor o bisikleti hemen kodla açabiliyor, parasını da ödeyebiliyor. Ondan sonra bilgisayarı kullanıyor, şehrin içinde başka herhangi bir yerde bırakabiliyor ve bisiklet kendini otomatik olarak kilitliyor. Tabii GPS gibi sistemlerle çalınmaya karşı korunaklı. O yüzden A noktasından B noktasına ışınlanmayacağımız ve hep bir araca ihtiyacımız olacağı için en büyük pazar bu. Bir araçla bir noktadan bir noktaya gitme bu platformların eline geçecek. Bu derece keskin konuşuyorum. O yüzden böyle mucitlik, icatlık ürün bazlı değil, platformlar… Platformları ele geçirmek her şey.

‘TÜRKİYE MİLLİ ARAÇ GELİŞTİREBİLİR AMA MÜŞTERİSİ PLATFORMLAR OLACAK’

Türkiye yerli ve milli bir araç geliştirebilir, fakat bunun müşterisi aslında networkler ve platformlar olacak. O arabayı oraya, satmak zorundasınız. Asıl gücü elinde tutan hep platformların sahipleri olacak. 

Örneğin müzik alanında Spotify, sanırım 30 milyar dolar değerleme ile halka açılacak. Tam rakamı bilmiyorum, henüz belli değil. 

İşte Netflix… Uçtu gitti Netflix. Bir senede yüzde 106 değer artışı yakaladı. 150 milyar dolarlara yakın değerlemeye ulaştı. Dünyada UBERDİDİ savaşları farklı seviyede. Yine Yemek Sepeti‘nin benzeri alanlarda platformları ele geçirmek isteyen çok büyük devler var. Bunların hiçbiri aslında “distractor” bir teknolojiyi icat etmiyor; fakat var olan teknolojileri kullanarak kendi özel yazılımlarını geliştirerek platformları ele geçiriyor. Böyle bir dünyaya gidiyoruz.

‘ESKİ EKONOMİDEN YENİ EKONOMİYE BÜYÜK BİR SERVET TRANSFERİ YAŞANIYOR’

Bunun sonucunda en büyük sorunlardan bir tanesi “kümeleşme”. Para çok kümeleşmeye başladı. Yani dünyanın en akıllı insanları, dijital aklı en yüksek insanlar olmaya başladılar. Bunun en ekstra örneği Jeff Bezos, Amazon’un sahibi… Ve bu gittikçe daha beter hale gelecek. Çünkü kapıda bekleyen bu teknolojiler, yapay zekalar, blockchain teknolojileri ateşin üzerine gaz döküp daha da hızlandıracak. 

Şu anda muazzam bir servet transferi dönemindeyiz; yani eski ekonomi zenginlerinden yeni ekonomi zenginlerine büyük bir servet transferi var. Bir süre sonra bu servetler transferi tamamlandıktan sonra bunlar diyecekler ki, “bir dakika, dünyayı bizim yönetimimiz lazım.” Daha da fazlası onların yönetim şekillerini hissedeceksiniz.

‘AKILLI SÖZLEŞMELERLE YÖNETİM ŞEKLİ DEğİŞECEK’

Ve burada “blockchain”den bahsetmeden geçemeyeceğim. Blockchain’leri biz sadece kripto paralar, bitcoin’ler falan gibi algılıyoruz. Aslında bütün altta koşan muazzam önemli bir teknoloji var, blockchain teknolojileri…

Blockchain, Ethereum platformları ile artık smart contracts’larla (akıllı sözleşmeler) bir yönetim şekli iddiası var. Bu da bence protokollerin yönetimi ile başlayıp zaman içerisinde derneklerin, sonra şirketlerin, sonra kasabaların, şehirlerin, ülkelerin, paraların, her şeyin yönetimine “smart contracts”larla hakim olabilecekler. Şu anda bu “smart” dediklerimiz yeterince “smart” değil. Hala “if this that” mantığı ile çalışıyorlar. Bir süre sonra bunların algoritmaları yapay zeka başladığı zaman daha da akıllanacak. Ve bir süre sonra yönetim şekilleri de değişecek.

Örneğin, biz şu anda birilerini vekil tayin ediyoruz, milletvekili yapıyoruz. Mecliste bizi 4 sene temsil ediyor.  İşte her konuda yetkili kılıyorsunuz. Bir süre sonra bu “Demokrasi”den “Meritokrasi”ye dönüşecek. Yani herkes kendi uzmanlığı olduğu alanlarda daha fazla sesini çıkartacak. Hangi alanlarda eli taşın altında ise o konularda daha fazla şey yapabilecek. 

(ÖZEL NOT: Meritokrasi, yönetim gücünün, yetenek ve kişilerin bireysel üstünlüğüne yani liyakata dayandığı yönetim biçimidir. Bu yönetim şeklinde idare gücü, üstün özellikleri olduğu düşünülen kişiler arasında paylaştırılmaktadır, kayırma yoktur. Kaynak: Vikipedi)

Bu blockchain protokolleri bir “voting” (oylama) ve bir konsensüs mekanizmasıyla decentralize” (bağımsız) olarak çalışıyor. Merkezi olarak çalışmıyor. Decentralize, otonom ve kendi kendini yönetebilen organizasyonlar şeklinde çalışabiliyor. Bunlar şu an daha çok ilkel yönetim modelleri ama giderek daha sofistike hale gelecek ve yavaş yavaş her şeye nüfuz edecek.

Şu anda sadece protokolleri yönetiyorlar. Ama zaman içerisinde, “Bir dakika” denilecek, “Ya şirketleri de böyle yönetelim, kasabaları da böyle yönetelim, platformu böyle yönetelim”…  Derken farklı bir aşamaya geçilecek. 

‘GELİRİN ÇOK AZ KİŞİDE TOPLANMAYA BAŞLAMASI CİDDİ SORUN’

Burada en büyük sorunlardan bir tanesi iyi gelirin kümeleşmesi. Gelir çok az sayıda kişide toplanmaya başladı. Bunun için çok zengin olmuş insanlar bu konuda şunu söylemeye başladılar: 

“Biz fazla zengin oluyoruz ve bir şey yapmamız lazım. Sadece bir insan olduğu için, sadece insani özelliğinden dolayı bir kişinin bir geliri olması gerekiyor.”

İlgili Haber  Türkiye Girişimci Kurumlar Platformu kuruldu

Bu şekilde fikirleri seslendirmeye başladılar. Örneğin, vergi yasaları ciddi oranda değişmek zorunda. Çünkü teknoloji şirketleri karlılığı sürekli olarak erteliyorlar. Bütün dertleri platformları ele geçirmek olduğu için kârlılık görmüyorsun.

Örneğin UBER, yanlış hatırlamıyorsam 8 milyar dolar senelik geliri var. Fakat 34 milyar dolar zarar ediyor. Buna rağmen deli gibi yatırım alabiliyor. En son 9-10 milyar dolar Softbank‘in sahibinin kurduğu “Vision Fund” yatırım yaptı. Bu arada o Vision Fund’ta bütün VS’leri “distract” etti. Çünkü 97 milyar dolarlık bugüne kadar görülmemiş bir fon topladı. Bu para nereden geldi? Beğeniriz, beğenmeyiz ama Araplar’dan geldi. Suudi Arabistan 45 milyar dolar para koydu. 15 milyar dolar BAE’den geldi. 60 milyar dolar Softbank kendisi koydu ve birkaç tane daha 1’er milyar dolarlık yatırım yapıldı.

‘BİZ HALA İNOVASYON TİYATROSU OYNUYORUZ’

Biz hala Türkiye olarak maalesef bilinç anlamında çok gerilerden geliyoruz. Bakın bu petro dolarlar teknolojiye dönüşmeye başladı. Adamlar ciddi şekilde görüyorlar bunu. Ve biz hala inovasyon tiyatrosu oynuyoruz. Günler geçiyor gidiyor. Şu anda Türkiye radarda değil. Radarında olmadığı için biz henüz hissetmiyoruz. Çünkü her platformu ele geçirebilmek için muazzam savaşlar yaşanıyor. 

Finansal teknolojideki savaşlar korkunç. Robin Hood‘u örnek verdim. Robin Hood ne yapıyor aslında? Bir uygulama? Veri, görüş, hisse senedi alım satımlarında komisyonsuz işlem gerçekleştiriyor. Parayı orada tutulan paralardan kazanıyor. Bir anda 5.6 milyar dolar değerlemeye ulaştı. Bunun gibi bir sürü örnek var.

Daha yeni Berlin’den çıkmış N26 diye bir finansal teknoloji geleneksel bankacılığı distract etmek isteyen bir örnek. Çinli Tencent‘ten 160 milyar dolar yatırım aldı. O artık belli ki “unicorn” olmuş artık. Bunlar 4-5 senelik firmalar, o derece hızlı bir gelişim oluyor.

‘ESKİ EKONOMİNİN START-UP’LARA YATIRIM YAPMASI TEK KURTULUŞ’

Türkiye radarında değil; çünkü Türkiye’nin şu an biraz özel şartları var. Yabancı yatırımcı gelmiyor. Biraz Ortadoğu’dan geliyor, biraz Rusya’dan bir şeyler geliyor ama yatırımcı genel anlamda gelmiyor.

Nereden gelecek bu para?

Eski ekonomiden gelmek zorunda. Başka çaresi yok;  ama eski ekonomi hala büyük bir aymazlık içerisinde. Sanki gelecek gelmeyecekmiş gibi davranıyor ve ciddi şekilde “distract” olacaklar. Tek çareleri start-up’lara yatırım yapmak. Başka hiçbir çareleri yok.

SORULAR BÖLÜMÜ

‘E-TİCARET PROJESİ GELDİĞİ ZAMAN AMAZON İLE NASIL BAŞ EDECEKSİN DİYE SORUYORUM’

SORU: Yeni dünyada siz markaların kıymetini nasıl görüyorsunuz? Yeni dünyada platform her şey mi olacak? Tüketici ile bir ilişki kurma, iyi bir deneyim yaşatma, bunun karşılığını alma, ikna etme gibi gibi şeylerde nereye oturuyorsunuz, onu da duymak isterim.

H.ASLANOBA: Evet, şimdi bana mesela e-ticaret projeleri geldiği zaman ilk sorum şu oluyor: Amazon’la nasıl baş edeceksin?” 

Çünkü eninde sonunda Amazon gelecek. Zaten geldi. Muhtemelen Gebze’de lojistik alt yapısını oluşturuyor. Amazon Amerika’da işe kitap satarak başladı; sonra her şeye açıldı. Bugün Netflix‘in de rakibi oldu. Yani film “stream” ederken Amazon Prime kullanabiliyorsunuz. Amazon Cloud‘ta hosting hizmetleri veriyor. Çok ciddi paralar kazanıyor oradan. En iyi işlerinden bir tanesi. E-ticaret alanındaki bütün havayı alıyor, emiyor.

Fakat bazıları mücadele edebiliyor. Bunlara baktığınız zaman genelde otantik bir marka hikayesi olanlar mücadele edebiliyor. Operasyonel güçü olan, yani bir son teslim noktasında birisinin olması gerekiyor.

Örneğin ağır mobilya, ki benim yatırımlarımdan bir tanesidir Vivense. Veya bir moda, tasarım gerektiren bir şey Amazon’la mücadele edebilir. 

Amazon tamamen rakipsiz değil. Ama bugün büyük çapta Amazon, üç tane Walmart demek. Üç tane Walmart’ı yan yana koyun Amazon’un değerine ulaşıyor ve ben yatırım yapsam 3 tane Walmart yerine, yine de Amazon’a yatırım yaparım. Çünkü gelecek orada, her şeye ulaşabiliyor ve sürekli geliştiriyor ürünlerini. Bu hizmeti aldığın zaman, bunu da yanında veriyorum tarzında. Siz değerinin ne olduğunu tam da anlayamıyorsunuz ve o kadar muazzam bir data topluyor ki… 

Online da yaptığımız tüm işlemlerde dijital iz bırakıyoruz. Her yerde dijital iz bırakıyoruz ve bu teknoloji şirketleri datayı çok iyi kullanıyorlar. Bize doğru zamanda, doğru teklifi, doğru yerde ve kanalda gösterebiliyor. O yüzden ilk sorum o oluyor. Amazon’la nasıl baş edeceksin?

‘AMAZON KENDİ MARKALARINI OLUŞTURMAYA BAŞLADI’

Bugüne ne yapıyor Amazon? Basit ürünlerden başlayıp kendi markalarını oluşturmaya başladı. Basic ürünlerle başladı. Farklı kategorilerle, günlük kıyafetler gibi ürünlerle başladılar. Çok başarılı mı? Henüz o kadar değil, ama başladılar. Bunu sürekli başka ürünlerle geliştirerek, başka özellikler ile birlikte sunarak markaların gücünü kırmak istiyorlar.

Bugün “private label”ların yaptığı şeyi Amazon’da kendisi için yapmak istiyor.  Elbette ki en son sıraya girecek olan lüks markalar. En fazla tutulabilecek olan, en fazla direnç gösterebilecek olanlar lüks markalar. O yüzden basic’lerle başladı.

Örneğin “öyle bir iş yapın ki” diyorum Amazon’da mücadele edebilmek için bir niş yakalayın. Bunu dünyaya satın ve bunun Türkiye’de üretimi kolay olsun, avantajlı olsun. Yani Türkiye’de bulunmanın avantajını yaşa.

‘MODANİSA İYİ BİR ÖRNEK, DÜNYAYA MAL SATIYOR’

Ben Modanisa‘yı örnek veririm, benim yatırımlarımın en başarılılarındadır.  Muhafazakar giyim modası anlamında dünyaya mal satıyor. Türkiye’de üretiliyor. Türkiye’de çünkü çok ciddi bir tekstil altyapısı var. Uygun maliyetlerle üretilip bütün dünyaya satabiliyor. Yüzde 70 ihracata çalışıyor. Türkiye’nin en büyük E-ticaret ihracatçısı Modanisa. O acayip hızlı büyüdü. İnanılmaz büyük değerlere ulaştı. Şu anda bir rakam söylemek istemiyorum.

Örneğin Vivense… Mobilya tarafında küçük showroom’lar kurarak, hibrit bir yapıda, hem online da hem de offline da başarı elde etti. Çünkü günün sonunda ağır bir mobilya almak istediği zaman tüketici kumaşa dokunmak istiyor, biriyle konuşmak istiyor.

Türkiye’nin her yerinde tamamen küçük showroom’lar açarak satışların yüzde 40’ını online, yüzde 60’ını showroom’lara gelen müşterilerden sağlıyor.

Vivense 2017 yılını 3 kat büyüyerek geçirdi. Bu büyük bir başarı. Henüz daha para kazanmıyor bunlar, ama yatırımcıların ilgisini çekiyor. Operasyonel zorluk olması lazım. Örneğin Vivense bir mobilyayı gönderdiği zaman o mobilyanın taşınması gerekiyor, kurulması gerekiyor. Amazon’un hemen yapabileceği işler değil.

Örneğin Modanisa, Türkiye’nin üretim avantajını ve tasarımcıların gücünü kullanıyor ve dünyada 450 milyon müslüman kadına kıyafet satabiliyor. O yüzden tamamen çaresiz değiliz. Ama belirli özellikler olması gerekiyor.

‘ZAPPOS İYİ BİR MODEL OLDU’

Örneğin Amazon’a kendi şirketini satmış ayakkabı e-ticaret yapan bir marka (Zappos) muazzam bir iş modeli geliştiriyor. 3-4 takım birden ayakkabı gönderiyor ve şahane bir call center’ı var. Call center da çalışanları işten çıkmaları için teşvik ediyor. Çünkü gerçekten yüreğini koyanların kalmasını istiyor. Belirli bir eğitimden sonra diyor ki “2000 dolarını alıp hemen çıkabilirsin. Gerçekten yüreğini koyacaksan bizim şirketimizde kal”. Şahane bir call center, müşteri hizmetleri faaliyeti…

Müşteri diyor ki “ya bu uymazsa?” Bunun bir üst numarasını da, farklı renklerini de gönderiyor. Sonra onları geri toplama maliyetine katlanıyor. Ama yine de başarılı bir iş modeli. Amazon bu markayı satın aldı.

O yüzden tasarım, otantik olma yine markalaşma anlamında ve operasyonel zorluk içeren farklı bir iş modellerinin bugünün dünyasında yeri var. 

“ABD’DE HAYALET AVM’LER VAR”

Bence en zor durumda olacak olanlar markalaşmayanlar. Hele AVM maliyetine katlanan en fazla etkilenecek olanlar. Çünkü AVM lerin maliyeti zaten yüksek ve orada özel bir müşteriniz yoksa, fiyatla falan satıyorsanız online sizi çok kısa sürede etkileyecek. Teknolojik ürünleri satanlar da bunu çok ciddi olarak görüyoruz.

Örneğin Amerika’da bugün çok sayıda hayalet AVM’ler var. Terk edilmiş bir gayrimenkul olarak duruyor. Amazon aynı zamanda Walmart’ı da fişekliyor. Walmart’ta kendini yırtıyor onlineden mal satabilmek için ama dediğim gibi dünyalı olarak dünyaya gelmiş, bir data şirketi değil. Datayı Amazon gibi kullanamıyor. 

‘UZAYLI ŞİRKETLER YETENEKLERİ BÜNYESİNE ÇEKİYOR’

Bir de en önemli konulardan bir tanesi yetenek havuzları… Uzaylı dediğimiz şirketler dünyanın en iyi yeteneklerini çekebiliyorlar. Wallmart’a gitmiyor adam. Belki daha yüksek maaş verse bile gitmiyor; gidiyor Amazon’da çalışmayı tercih ediyor. Çünkü kendisini orada geliştirebilir, onunla gurur duyuyor. Walmart’ta çalışmak istemiyor. Ne oluyor? Sürekli paranın ve aklın konsülünde olduğu gibi bütün yetenekler de belirli yerlerde kümeleşmeye başlıyor. En akıllılar en teknolojik ve en ileri firmalarda kümeleşiyor. Bu işin birincil ve en önemli konusu yetenektir. 

‘TÜRKİYE’Yİ YETENEK MERKEZİ HALİNE GETİRMELİYİZ’

Türkiye’ye kesinlikle böyle bir iddiada bulunabilir. Türkiye’ye kesinlikle bir yetenek “hub”ı (merkez) olabilir. Ama karar vericilerin bilinçlendirilmesi lazım. Bütün bu yeteneklerin burada toplanabilmesi lazım. Buraya çekip, cazibe merkezi haline getirmemiz lazım. 

Bu yetenekleri çekmek yetmiyor, sermaye ile de buluşturmamız lazım. Çünkü yetenek ve sermaye bir araya geldiği zaman kimyasal reaksiyon ortaya çıkıyor.  O zaman katma değer üretilmeye başlıyor. Yetenek ve paranın bir araya gelmesi lazım.

‘DEVLET VERGİSEL TEŞVİK İLE DESTEKLEMELİ’

Türkiye yaşamak için güzel bir yer. Uygun liberal politikaları da uyguladık, yetenekleri topladık diyelim. Eski ekonominin de bir şekilde buraya teşvik edilmesi gerekiyor. Dev holdinglerin, büyük şirketlerin vergisel teşvikler alması lazım.

Örneğin, devlet demesi lazım ki, “sen 100 milyon dolarlık bir fon kur, atıyorum, bunun 50 milyon dolarını direkt olarak kurumlar vergisinden mahsup edebileceksin.”

Devletin lisanslandığı kurumsal fonların yatırım yaptığı kurumsal firmalar, start-up’lar ekstra korumaya da alınabilir. Örneğin bunlar belirli bir süre vergi vermezler. Belirli bir büyüklüğe gelene kadar vergi dairesinin önünden bile geçmezler. Bunun gibi pek çok korumaları yapılabilir.

‘TEKNOLOJİ VADİSİ VE TEKNOKENT ESKİ EKONOMİ KAFASI’

Bizde kafalar o kadar eskilerdeki hala “teknoloji vadileri” ve “teknokentler” kurarak bu işin olabileceğini zannediyoruz. Ben her Allah’ın günü 10-15 tane teknoloji makalesi okurum. Ya bir tanesinde de denk geleyim, bu teknokentlerin bu teknoloji vadilerinin önemli olduğuna dair. Adı sanı geçmez.

Teknoloji vadileri kurmak eski ekonomi kafasında kalmış olan şeyler. Eskiden bir anlamı vardı, internetin daha yaygınlaşmadığı zamanda firmaların yan yana çalışmasının bir sinerjisi vardı, birbirlerine destek olabilirlerdi. Şu anda sizin yapmış olduğunuz bir start-up’un kullandığı yazılım bir tanesi Hindistan’dan, öbürü Amerika’dan, bir diğeri İngiltere’den geliyor. Yandaki start-up’tan gelmiyor.

‘TEKNOKENTLER GAYRİMENKUL PROJESİNE DÖNÜŞTÜ’

Bu artık iyice bir gayrimenkul projesine dönmüş. Büyük büyük, koca koca firmalar, ar-ge bölümlerini oraya kaydırmışlar. Böyle bir saçmalık olabilir mi? Sadece fiziksel olarak orada çalıştıkları için vergisel destekler falan oluyor, ama kiralar çok yüksek. Sonunda start-up’lar o kiraları ödeyemediği için büyük firmalar gidiyor oradan.

Bir gayrimenkul projesine dönmüş durumda ve hala kimse “bu ne saçmalık, durdurun bunu” demiyor. Herkes böyle “körler sağırlar, birbirlerini ağırlıyor” ve politikacılar da çok seviyor bunu. İşte “teknoloji vadileri” bilmem ne, inovasyon vaatleri falan; ama dünyada artık böyle bir şey yok.

Gerçekten kim hak ediyorsa start-up olarak ona destek olacaksın. Bu kadar basit. Bir genç adam niye taa Büyükçekmece’ye Gebze’ye gitsin? Hayatın içinde olmak istiyor. Onun için en önemli şey metro istasyonu; işine kolaylıkla ulaşmak istiyor. Taa adamı Gebze’ye, Büyükçekmece’ye ya da Avcılar’a teknoloji vadilerine göndermek gerçekten çok anlamsız.

O yüzden en büyük sorunlarımızdan biri cehaletin kabulü yok bu ülkede. Herkes bu konuyu çok iyi biliyor. Herkes anlıyor, herkes uzman. Kimse sormuyor “ya Hasan Aslanoba, sen bu kadar yatırım yaptın, bir şey öğret bize, öğrendiklerini anlat” diye çağıran bile yok.

‘ZANNEDİYORLAR Kİ GELECEK GELMEYECEK’

SORU: Bende tam bunu soracaktım? BUSİAD üyelerine çağrı yapıldı, hepsinin haberi oldu, fakat şu an salonda 5-6 BUSİAD üyesi ve iş adamı var. Çok büyük bilgi ve tecrübeye sahipsiniz. Hasan Aslanoba olarak ne yapıyorsunuz diye merak edilmiyor ve dinleme ihtiyacı duymuyorlar. 

H.ASLANOBA: Çünkü onlar zannediyorlar ki gelecek gelmeyecek, Türkiye böyle gidecek. “Bir yanda start-up’lar olacak, bir yanda biz devam edeceğiz” diye düşünüyorlar. Ama hayır, sizi yiyip bitirecekler. Öyle bir lüksün yok, öyle bir zamanın yok, öyle bir yetkinliğin yok. Senin yapman gereken bugün eğer bir imkanın varsa, start-up’lara yatırım yapmak olmalı. 

Start-up’lara üç beş tane yatırım yapmak çok büyük risktir. Çok daha fazla sayıda yapmak lazım. 30 tane, 40 tane yapmak gerekir. Böyle bir imkanın yoksa fonlara koyacaksınız, fonlar üzerinden risk alacaksınız. 5 tane işe yatırım yaparsan 5’i de batabilir. Bizim alan yüksek risk alanında ve bunların getirilerine “büyük sayılar kanunu” diyorlar. Bizde start-up’lara yapılan yatırımların getirisi çok dengesiz, çok asenkron. Örneğin, “bu biraz başarılı, bu biraz daha başarılı” gibi…  

‘BURSA İŞ DÜNYASINDAN DENEYİMLERİMİ MERAK EDİP SORAN OLMADI’

SORU: Bursa iş dünyasında size, “Eyy Hasan Aslanoba, bu kadar yatırım yapıyorsun, neden yapıyorsun bu yatırımı? Bizim de şu kadar paramız var, acaba biz de bu yatırımları yapabilir miyiz” diye soran sanayiciler ve iş dünyasından insanlar oldu mu? Merak edip deneyimlerinizi öğrenmek isteyen oldu mu?

H.ASLANOBA: Bursa’dan olmadı. Olsaydı da ben onlara kendilerinin öğrenmesi gerektiğini söylerdim. Yani 6 ay zaten hiçbir yatırım yapma benim yaptığım gibi hızlandırılmış bir eğitimden geç. Sürekli okulda bu teknoloji bilginlerinin videolarını seyret. Oku, tanış, konuş, görüş, dene ve uygulama indir. Sürekli bir öğrenim süreci, bu öyle kolay bir şey değil. Şimdi ben 5 senemi tamamladım ama hala benden çok daha iyi olan insanlar olduğunu biliyorum ve ben de onları hedefliyorum. Kısa sürede çok şey öğrendik. Hızlandırılmış bir üniversite gibi oldu. 

‘İNSANLAR GÖRMEDİKLERİNE YATIRIM YAPMAKTAN ÇEKİNİYOR’

SORU: Yaklaşık olarak yapmış olduğunuz yatırımların rakamlarını aktarıyorsunuz. Bursa’da mesela 100 milyon TL, 50 milyon TL, 30 milyon TL ya da dolar üzerinde varlığı olan çok sayıda insan olduğu biliniyor. “Neden bu kadar para harcıyorsunuz? Bizim de bu kadar paramız var; biz de bu alanlara yatırım yapabilir miyiz?” diye soran olmadı diyorsunuz. Yani iş dünyasındaki insanların sizinle iletişime geçmemiş olması beni çok şaşırttı. 

H.ASLANOBA: İnsanlar görmediklerine yatırım yapmıyorlar. Elle tutulan bir şey olmalı, yani bir makine olacak, bir fabrika olacak, diyor. Şimdi düşünebiliyor musun, ben mesela “Bi Taksi”nin yatırımcısıyım. Bi Taksi’yi ilk önce “acaba ben kendim yapabilir miyim?” kafası hakimdi o dönemlerde.

Şu an tek bir işe odaklıyım. Aslında o da “Bi Taksi”nin kamyon işi olan “Webnak”a odaklıyım. Onu ayaklandırmaya çalışıyorum. Neyse konuyu dağıtmayalım. Düşünebiliyor musunuz, ben Bi Taksi’nin yapıldığını gördüm. Uygulamayı indirdim hemen, baktım, kurcaladım ve çok beğendim. Ya dedim ben bunu yapıncaya kadar bir sene geçer, bu alıp götürür. Ben gideyim bari yatırımcısı olayım bunun. Aslında kurucusu Nazım Sabır’la ilk tanıştığım zaman bir kasa bir de masa, 50-60 tane günlük taksi çeviriliyordu.

Bu tabii ki çok az bir sayı. Buna rağmen al takke ver küllah uzun süren pazarlıklardan sonra, o haliyle bile şirkete 8 milyon dolar değerlemeyle 2 milyon dolar yatırım yaptım. Sonradan Yandex geldi; o da 5 milyon dolar yatırım yaptı. İş bayağı büyüdü.

‘Bİ TAKSİ’NİN HIZINI İSTANBUL BELEDİYESİ KESTİ’

Belediye, “İstanbul Taksi” diye bir şey yaptı; dünyada görülmemiş, olmamış bir şey diye. Bir belediye çıkıyor bir start-up işi yapmaya çalışıyor. Belediye çıkıyor “ben teknoloji yapacağım” diyor. Yapamadılar da. Fakat ne oldu? Onun kaygısı ve korkusundan dolayı yeni yatırım alınması konusunda zorluk yaşadık. Yatırımcı da gelmedi. Hep onu soruyorlar. ”Belediye yarın öbür gün bu işe engel olursa, yarın bilmem ne falan” gibi.

Hep onun tedirginliğinden bize yatırımcı gelmedi. Sonrada bu UBER geldi. UBER’le olan mücadeleyi taksiciler o kadar kötü yönettiler ki tehditler, kavgalar falan şimdi sesimizi çıkartamıyoruz. Taksiciyi nasıl savunmayacaksın. Ne yaptık söndük, konuşmuyoruz işte. “İnşallah değerimiz bir gün anlaşılır” diyoruz.  Aslında “Bi Taksi” normal seyrinde çok güzel gidiyordu. Kötü durumda değil, hala iyi gidiyor. Ama belediye normal seyrini kesti. İstanbul Belediyesi “biz de bu işi yapacağız” diye girince, bu sefer yatırımcı gelmedi. O arada UBER geldi.

Belki bir süre sonra bir bakacaksınız bütün pazarı UBER ele geçirmiş, ortada ne İstanbul Taksi var. Bi Taksi bir pazar almış falan. Mağdursun, dayak yiyorsun ve insanlar hakikaten “ya diyor, bu taksiler neden bu kadar kötü?”

Aslında nedir bu UBER, diye bakıyor ve onu kullanıyor. Halbuki bilmiyorlar ki UBER’in de hedefi bütün pazarı domine etmek. Şu an da tamamen zararına çalışıyorlar ama bu önemli değil ki, korkunç yatırımlar alabiliyorlar. Bir süre sonra pazarı ele geçirdiğinde ciddi komisyonlar alacaklar bu işten. Suçladığım için söylemiyorum, dünyadaki genel strateji bu.

‘BİR UNICORN İÇİN 10 BİN START-UP’A İHTİYAÇ VAR’

SORU: Gelirin paylaşılması açısından, yani mülkiyetin paylaşılması açısından, ülkenin kalkınmasını da sağlamalı. Şunu da gördük, bu millet olmadık bir yere 550 milyon lira para bloke etti. Söylemekte istemiyorum. Bu aranan adam da kendini teknoloji uzmanı olarak çıkardı. Acaba bizde altyapı mı eksik?

H.ASLANOBA: Şimdi bir unicorn firmanın ortaya çıkması için 10 bin tane start-up’a ihtiyacınız var. Bu 10 bin tane sayısına takılmayın, kabaca anlaşılsın diye söylüyorum. 10 bin olmuş 12 bin olmuş mesele o değil. Çok sayıda, 10 bin tane start-up’a ihtiyaç var ve bunlardan sadece yüzde 1’i yatırım alıyor.

Yani ne oluyor? 100 tanesi yatırım alıyor sadece. Bu 100 tane yatırım alanların içerisinde de sadece 1 tane unicorn olabiliyor. Acayip bir funnel (huni) var. Bana ulaşamamanızın nedeni her gün önüme 10-15 proje gelmesi. Hem Türkiye’den hem yurt dışından da geliyor, bakamıyorum bile. O yüzden bir özelliğiyle dikkatimi çekmesi gerekiyor. Muazzam bir funnel’a giren var ve onun sonunda çok az sayıda şeyler çıkıyor. Bunlar da “smart money” dediğimiz, teknolojiye yatırım yapan fonlar en iyileri filtreleyebiliyorlar ve oralarda kümeleniyorlar.

Yani sayılar dağılmıyor. Paralar var ama yüzlerce binlerce eşit şekilde dağıtalım kafasında değil. Kim başarılı olacaksa ve pazarı ele geçirebilecekse yatırım hep onda kümeleniyor. Hikaye bununla da bitmiyor. Sonra yabancılar, genellikle hem paraya hem filtreleme yetkinliğine sahip olanlar geliyor. Venture Capital’lar buraya yatırım yaptıktan sonra diyorlar ki, bunlar global iddiası olan firmalar, yani globalde oynayacak firmalar. Örneğin, “Singapur firması olacaksın” diyorlar. Çünkü Singapur’un regülasyonları çok liberal, orada bilmem kaç senedir şirketlere dostça davranan bir yönetim şekli var. Vergi kanunları buna göre düzenlenmiş. Veya işte “Hollanda firması olacaksın” diyor veya “Galoway firması olacaksın” diyor, oraya taşınmanı istiyor. Aksi taktirde “yatırım yapmam” diyor. Çünkü zaten global bir firmasın sen diyor, Türk firması değilsin.

‘BÜYÜK FONLAR PARA AKITIYOR, HALKA AÇILMALAR SÜREKLİ ERTELENİYOR’

Sonradan diyelim ki o da gerçekleşti. Diyelim ki 20 milyon, 50 milyon dolar yatırım aldı. Artık global bir firma oldu. Buna yatırım yapanlar bitmiyor. Halka açılmalar sürekli erteleniyor. Çünkü dünyada bunun değerini anlamış artık bir sürü zengin aileler ve ülke refah fonları geliyor…

İşte bu 97 milyar dolar dedim ya, Vision Fund… Hani bu Softbank’ın kurucusu. Softbank dediğimiz Japonya’nın Turkcell’i gibi. Bu platformun kurucusu Masayoshi Son geçmişte 20 milyon dolar Alibaba’ya yatırım yapıp 75 milyar dolarla çıkmış bir adam. Böyle büyük bir servet yaratmış.

“Ben 100 milyar dolarla fon kuracağım” dediği zaman 60 milyar doları hemen Arap dünyasından toparlayabilmiş bir adam. Bu nedenle bunlar sürekli halka açılmaları erteleyebiliyorlar. Çünkü çok fazla para var. Ama iyi paralar var ve bu kümeleniyor. UBER’in değeri olmuş 70 milyar dolar ve halka açılmayı erteleyebiliyor. DİDİ, UBER’in Çinli rakibi 55 milyar dolarla halka açılmayı erteleyebiliyor.

Eskiden böyle değildi. Facebook’lar, Google’ler ve Amazon gibi firmalar belirli bir büyüklüğe ulaştığı zaman mecburen halka açılıyordu. Çünkü bunların büyümesini destekleyecek o kadar özel fon yoktu. Şimdi bu işlere aklı erenler ve parası olanlar deli gibi yatırım yapıyorlar. Fonlarda devamlı rakamlar artıyor ve dünyada teknolojiye yapılan yatırımlar sürekli artıyor.

Erteliyorlar, niye erteliyorlar? Çünkü hala oradan elde edebilecekleri gelirler var. Hala yüzde 60-70 değer artışı sağlayabiliyorlar. Ancak iyice kazançlarını aldıktan sonra halka açılalım diyebiliyorlar.

‘BÜYÜK YETENEKLER SMART MONEY’DEN PARA ALMAK İSTİYOR’

Türkiye’de bu tür sermaye piyasalarına, küçük gelişen piyasalara girmek çok cool ve istenen bir şey değil. Gerçekten büyük yetenekler için. Bu büyük yetenekler de “smart money”den parayı almak istiyor. Yani herhangi bir sanayiciden, herhangi bir kurumdan değil. Yine akıllı paradan almak istiyor. Çünkü her aşamanın yatırımcısı var. Tohum yatırımcısı var, Seri A yatırımcısı, B yatırımcısı, C yatırımcısı… Bunların hepsinin ayrı aşamaları var. Halka açılma öncesi yatırım yapanlar var. Tam halka açılacak mesela son anda “ben 3 milyar dolar yatırım yapacağım” diyor. Ve bunlar sürekli diğerlerine sinyal veriyor. Eğer bir akıllı yatırımcısı varsa orada diğerlerine de sinyal oluyor. O yüzden herhangi bir yerden para almak cool değil ve böyle bir lüksü olanlar da genelde zaten o kazananlar, o unicorn yoluna girebilenler.

O yüzden çok senkron bir yapı olduğunu söyledim. Kazananın her şeyi çok kazandığı, kazanamayanın ise yok olduğu bir yapı var. Böyle bir garip durum var. Biraz farklı yani.

‘ÖNCE START-UP’I BANA KİMİN GÖNDERDİĞİNE BAKIYORUM’

Bana birisi start-up gönderdiği zaman kimin gönderdiği de çok önemli. Ben hemen kafamda şunu düşünüyorum. Bu akıllı mı değil mi? Yani dijital zekası gelişmiş mi değil mi? Eski ekonomi kafasından birisi mi gönderiyor yoksa yeni ekonomi kafasından biri mi gönderiyor? Hemen o filtrelemeyi yapıyoruz ve bir girişim bize geldiği zaman biz bunu büyük ölçüde çok kısa sürede anlayabiliyoruz.

Böyle çok kümeleniyor, hep belirli yerlerde kümeleniyor. O yüzden dünyada  servet transferi gerçekleştiğini söyledim. Çok az sayıdaki dijital zekası yüksek olanlar dünyanın en zenginleri olacaklar. Bir süre sonra diyecekler ki, “bu dünya iyi yönetilmiyor; biz bunu yönetmeye başlayalım.”

İlgili Haber  BUSİAD'ta 'Dijital ve Girişimci Dünyada Markalaşmak' Konulu Söyleşi

Blockchain teknolojileri bu “decentralize” yapılar bunu da kolaylaştıracak. Çünkü decentralize yapılarda hile, yalan problemi ortadan kalkıyor. İnternette güven sorunu çözüldü. Identity ve replikasyon sorunları çözüldü. Bugün mesela Facebook’un yaşadığı sorun. İşte “Trump kazandı ya Facebook acayip risk altında, çünkü onun datası kullanıldı” gibi sorunlar blockchain teknolojilerinde defacto çözülmüş olacak.

‘BİR PAZAR YERİ NASIL BAŞARILI OLUR?’

SORU: Bir dijital kütüphane kurmak gibi fikrim vardı ve bunun yazılımını bütün çalışmalarını tamamlamış durumdayım. Belki bu açıdan fikri olan arkadaşlara da fikirlerini uygulama aşamasında yararlı olur diye söz aldım ama benim gerçekten ihtiyacım var sizin bakış açınıza. Dijital kütüphaneyi üniversite öğrencileri, öğretim üyeleri ve elemanları için kurmak ve çok rahat ulaşmaları için ve böylece eğitim sistemine de katkım olsun diye kurdum. Dolasıyla bir startup başlatmak için kurdum. Önümüzdeki haftada başlatacağız. Yığılma konusunda müthiş tecrübeleriniz var yani bize bu konuda ne yapmamızı önerirsiniz?

H.ASLANOBA: Şimdi çok özetle, fazla detaya girmeden anlatayım. Siz aslında bir pazar yeri kurmak istiyorsunuz. Otantik içerikler olması gerekiyor yani herkesin bilmediği bir içerik olması gerekiyor. İçerik hala önemli. Diğer taraftan bunu tüketecek olanlar, okuyacak, bakacak olanlar bir pazar yeri… Pazar yerleri kurmak çok güçtür. Likiditeyi sağlamak çok zordur. Network etkisi yani onun dönmeye başlaması için önce onun “supply” (arz) kısmını çözmeniz lazım. İçeride dükkanın dolu olması lazım. Çok kaliteli içeriklerin baştan dolu olması lazım.

Bu üniversite avantajınızı kullanarak zamanında aynı Mark Zuckerberg’in yaptığı gibi Facebook’ta Howard Üniversitesi’nin telefon listesini ele geçirip, kullanıp oradan devam etti. Siz de belki o network’ü kullanarak likiditeyi sağlayabilirsiniz. Çok sayıda içerik üreten ve tüketenin olması lazım. Otantik içerikler olursa yani başka yerde bulunamayan içerikler bulursanız ve bu orijinal içeriklere ihtiyaç duyan öğrenci ve akademisyenler olursa pazar yeri dönmeye başlar.

Gelir modeli bence biraz Spotify gibi olması lazım. Yani All You Can Read(İstediğin kadar oku!) gibi. Hani her birisi ayrı ayrı fiyat koyan değilde kaç defa tıklandığı ve okunduğunu ölçerek o geliri komisyonunuzu ödediğiniz bir model olabilir. İlk aklıma gelen şeyler bunlar. Ama çok zordur pazar yeri kurmak. Bunun için içeriğin kalitesi ve orjinalliği çok önemli. Ama önce “supply” kısmını çözmeniz lazım. Dükkanın dolu olması lazım. Sosyal medyanın avantajlarını kullanacaksınız. Orada insanlar gerçekten kaliteli olarak görürlerse viral olarak yayılma şansınız çok yüksektir.  

‘TEKNOLOJİ, ÜRÜN BAZLI İŞLERE YATIRIM YAPMIYORUM’

SORU: Aslında Hasan Bey’i dinledikçe biraz uzak olduğumu fark ettim. Bir memur çocuğu olarak aşağı yukarı 10. yılım. Teknoloji ve dijital dünyada neler yapılabilir diye 2016 yılında teknolojik firma kurdum. Bir platform geliştirdik. Platform şu an çalışıyor. Fakat yatırımcı akıllı parayı nereye yatıracağını arıyor ama birazda burada akıllı paranın yatırılacağı fikirler ya da insanlar açısından düşünmekte fayda var diye düşünüyorum. Çünkü bize şu gözle bakılıyor. “Bunlar küçük, yutalım ellerindekini alalım.” Mesela ben ay sonunda bir grupla masaya oturdum. Adamlar hakikaten dünya devi. Şu anlamda dünya devi, dediler ki siz bize haklarınızı verin, bizim 3-5 tane şirketimiz var. Bu şirketlerin bilgi-işlemlerini sizin teknoloji firmasında toplayalım, bilgi-işlem işlerini de siz yürütün tarzında bir teklif sundular. Dolayısıyla biz dijital anlamda bir şeyler yapıyoruz, yapmaya çalışıyoruz. Fakat gerçeklerin paraya takılıyor. Ama biz bunun bir iş modeli olarak beraber evrimleşeceğini düşünüyoruz. Hani siz başta söylediniz ya Hasan Bey, paranın ve yeteneğin bir araya geldiği nükleer bir tıklama ön plana çıkıyor. Biz bunu yakalayamıyoruz. Biz burada çok değerli olursak bir şekilde bir bedel konuyor ve pasifize ediliyoruz. Gerçekten bir şey istediğimizde de bir an önce parayı bulmak istiyorlar diye düşünüyorlar. İşin daha çok nereye gidebileceğinde değil de daha çok ben işin neresinde ve ne kadar olabilirim boyutunda kaldığı için ister istemez… Ben en son KOSGEB’e adil projesi verdim. Bana dediler ki çok fazla detaya girme projeni çalarlar. Bende tamam dedim. Dosya hazırladım ve kabul ettiler. 3-4 tane akademisyen arkadaş toplandık, anlattık sordular, dinledik falan. Toplamda 256 bin liralık bir hibe var işin içerisinde. Sonra bana dediler ki “ya hocam sen anlatıyorsun da niye bunları dosyana yazmadın?” Dedim ki “Yazacağız yazmayın, anlatacağız anlatmayın” dediler. Dolayısıyla hep böyle bir kısır döngü içerisinde kaldık. Yani bir yol alamıyoruz Hasan Bey. Anlatabildim mi?

H.ASLANOBA: Şimdi bizim bu yatırım dünyasında patent konuları neredeyse yok gibidir. Konuşulmaz bile. Patent odaklı işler “hardcore” teknoloji, yani gerçekten bir icat ve mucitlik konularında değiliz. Biz hep iş modeli bazlı düşünüyoruz. O yüzden 80-90 tane yatırımlarımda patent diye bir şey konuşulmadı bile. İş fikirlerinin patenti diye bir şey yok. Mesela sağlık alanında öyle bir cihaz icat etmişsindir ki patenti o zaman düşünebilirsin.

Ben mesela teknoloji bazlı, ürün bazlı işlere yatırım yapmıyorum. Çünkü ben bir mühendis değilim ve anlamam. Bizimkiler genelde iş modeli bazlı ve yatırılan ekonomik değerler genelde iş bazlıdır. İşte en değerli özel şirket UBER dünyada, tamamen var olan teknolojileri kullanarak… Tabii ki kendi algoritmalarını, yazılımları yaratıyor ama aslında patent gerektiren şeyler olmuyor.

‘GİZLİLİK ANLAŞMASI İSTEYENE HEMEN KIRMIZI BAYRAĞI ÇEKİYORUZ’

Bir girişimci bana geldiği zaman “size fikrimi açacağım, ama önce gizlilik anlaşması yapalım” derse biz hemen “kırmızı bayrağı” kaldırıyoruz. “Bu işlerden hiç anlamıyor” diye düşünürüz; çünkü böyle bir kavram yok. “Fikirlerin değeri 1 dolar”. Bakın tekrar ediyorum. Eğer çok iyi bir ekip bir araya gelmişse bir ürün, bir yazılım, bir web sitesi ve ilk ivmelenmesini almışsa bir şeye dokunabilmişse ve ortada da güzel bir ürün varsa değeri 1 milyon dolar.

İş eğer büyüyorsa, “product market fit” gerçekleşmişse ve büyük pazarda, büyük sorunu çözüyorsa değeri hemen 10 milyon dolara çıkar. Ondan sonra alır gider. Zaten iş 100 milyon dolarlara, 1 milyar dolarlara gidebilir. O yüzden iş fikirlerinin, patentlerin hiçbir geçerliliği yoktur.

İş modeli bazlı şeylerde ki ben sadece iş modeli işlere yatırım yapıyor. Yoksa bana çok teknolojik konular geliyor. Ama anlamıyorum ki ben. Mühendis değilim, biyofizikçi değilim. Onları anlayanlar ayrı kişiler. Ama gerçekte büyük çapta ekonomik katma değeri yaratan şeyler hep iş modeli bazlı şeyler. Var olan teknolojileri kullanıp var olan likit bazlı pazar yerlerini kurabilenler.  İşte hocanın söylediği gibi bir tarafta üretenler bir tarafta tüketenler ve likit bir pazar yeri. Ekonomik değeri yaratan şeyler bunlar.

‘KURUCULARIN MOTİVASYONU ÇOK ÖNEMLİ’

Diğer konularda siz muhtemelen dijital aklı olmayan yatırımcılarla buluşmuşsunuz. Çünkü biz yatırımcılar için en önemli unsur kurucular ve onların motivasyonudur.

Diyelim ki Türkiye’nin şartlarından dolayı sürekli ben yatırım yapmışım ve benim hisse oranım çıkmış yüzde 55’lere. Ben diyorum ki burada bir hisse dağılımı sorunu var ve bunun çözülmesi lazım. Bu hisse dağılımına bir smart money gelmez.

Diyecekler ki “Hasan Arslanoba senin yüzde 55 payın var, çok fazla bu. Sen kuruculara çok az şey bırakmışsın”. Diyelim ki 3 tane de kurucu var. 15-15-15 ee daha şirket daha bir süre yatırım alacak ve kurucuların payları daha da küçülecek. Hatta o zaman şunu bile söylüyorum. “Sen bir tane akıllı yatırımcıyı bul, ben bu yüzde 55’teki payımı yüzde 40’a çekeceğim. 15’ini gelen yeni akıllı yatırımcıya vereceğim.”

Çünkü o hisse dağılımı sorununu çözmemiz lazım. En mantıksız ve saçma şeylerden bir tanesi “Sen şirketini bize devret, yüzde 5-10’u sende olsun yüzde 90’ı bizde olsun.”

Ee, sen öldürdün zaten şirketi. Dakika bir öldürdün. Çünkü kurucuların motivasyonunu bitirdin. Yüzde 10’la gelecekte bir daha yatırım, sermaye artışı ihtiyacı olacak falan yüzde 1-2’ye çalışmaz ki bu kurucu. Onun da hayalinde muazzam değerli bir şirket yaratmak var. Bu işlerden anlamayan, eski ekonomi kafasında olanların bu tür davranışlarını görüyoruz.

“Ya yüzde 51 bizde olsun.” Daha dakika bir yüzde 51’i kendinde istiyor. Buna akıllı hiçbir yatırımcı girmez. İşi bilmediği ve eski ekonomi kafası olduğu için öyle davranıyorlar. Az önce söylediğim gibi cehaletin kabulü yok çünkü bizde. Herkes biliyor bu oyunu. Sorun orada yatıyor.

SORU: Benim iki tane sorum var. Ben bir devlet memuruyum. Bu sistemin içerisinde yer almaktan mutlu değilim çünkü ben o kafada değilim. Bu yüzden bu sistemin dışına çıkmanın yollarını arıyorum. Çünkü bana dikte edilen sistemle benim kendi sistemim sürekli çakıyor. Yani ortak bir nokta yok. Ben fütürizmle ilgileniyorum aynı zamanda. Ailemi geçindirdiğim için yek bir kalemde devlet memurluğunu atamayacağımdan dolayı çifte kariyer yapmaya çalışıyorum. Amacım eğitim ve danışmanlık firması açmak. İkisini birlikte yürütüp belirli şeyleri oturttuktan sonra tamamıyla kendi sistemim üzerinde çalışma hayalim var. Aynı zamanda benimde girişimcilik fikirlerim var. Fikirlerime aşık değilim. Aşık olmamayı öğrendim.

Şöyle bir şey soracağım. Benim sorumlu olduğum bir ailem olduğu için benim dışarıda gidip full time yoğunlaşıp bu start-up eğitimini alma gibi bir durumum hiçbir zaman olmayacak. Ama bununla ilgili eğitim de almak istiyorum. Bunların sanal ortamda kaliteli eğitim alabileceğim, referans olabileceğiniz bir platform var mı? Birinci sorum bu.

İkincisi ise genelde start-up’ları ben araştırdığımda şöyle bir şeyle karşılaştım. Genelde 2 kişi ama dediğim gibi ben devlet sisteminden geldiğim için benim kafamda benim gibi düşünebilen ya da çok gereksiz duygularla “işin gücün yok mu yok diyenler?” bu kafada insanlar var. Benim fikirlerimi farklı bakış açılarıyla birleştirebileceğim takım arkadaşlarım yok. Ben bunları nasıl olgunlaştırabilirim?

Mesela benim dijital platformlarda uygulanabilecek fikirlerim var ama ben algoritmadan anlamıyorum. Ama fikrim mantıklı. Mesela bunu nasıl olgunlaştırabilirim? Start-up eğitimi alsam da sonuçta algoritmik olarak bunu ben yazmayacağım. Ya da şöyle söyleyeyim kadın pedleriyle ilgili bütün kadınların ortak sorunlarını araştırdığım, bütün arkadaşlarımla konuştuğum pazar araştırmaları yaptığım fikirlerim de var. Ama ben ped sektörünün içerisinde değilim. Evet aklımda bir şekil var hatta kendimde yaptığım şeyler var ama bunları nasıl işler hale getireceğim. Bunu da bilmiyorum. Yani evet aşık değilim ama mantıklı olduğunu düşündüğüm, büyük sorunlara çözüm ulaştırabilecek fikirlerim var. Hatta tarımcılık yapan insanlar şu kabzımallara karşı alerjim var mesela onları ortadan kaldıranlara da…

Benim sorunlarım bunu olgunlaştırmak ve ürünleri nasıl elde edebilirim bununla ilgili. Sizinle ilgili bir sorum daha var. Dediğim gibi ben bir eğitim ve danışmanlık firması kurmayı düşünüyorum İstanbul’da. Ya Merkez İstanbul, insanlar fikirleriyle birazda yaratıcılıklarıyla farklı boyutlara gelip Bursa’dan İstanbul’a gitsinler istiyorum. Bu mantıkla bu işe başlamayı düşünüyorum.

Marka konusunda yabancı bir fikrim var İngilizce öğretmeni olduğum için kafam oraya gidiyor. Sorum şu markalaşmada kısaltmalar, renk, şehir, kısaltma, İngilizce ve Türkçe isim konulması ne kadar etkili ve nelere dikkat etmeliyim?

H.ASLANOBA: Şimdi, İngilizce biliyor olmanız çok önemli bir avantaj. Bugün artık İngilizce bilmeyen bir girişimcinin ciddi yatırımcılardan yatırım alması imkansız gibi bir şey. Çünkü terminoloji bütün olarak İngilizce dönüyor.

Biz kendi aramızda girişimcilerle konuştuğumuz zaman fazlasıyla jargon kullanırız. Uzaktan birisi dinlese “ya bunlar ne kadar Türkiye’den kopuk, milli değerlerden kopuk” eleştirisi yapabilirler. Ama işimize öyle kolay geldiği için o şekilde konuşuyoruz. Kendimize, birbirimize ne kadar bilgili olduğumuzu göstermek için değil.

Mesela Türk-Türk’e rapor sunarken tamamen İngilizce olarak sunuyor, çünkü her şey gelecekte global bir yatırımcının geleceğine dönük. Bütün jargonlar, raporlar falan İngilizcedir. Böyle bir dünya… Bulabileceğiniz bilgi kaynakları hep İngilizcedir.

Şöyle bir şansımız var artık MOOC bunu Google’larsanız oradan ücretli veya ücretsiz bütün online platformları yakalayabilirsiniz. Mesela KHAN Akademi var. Bunun gibi daha bir çok isimler var. Bunlar dünyanın en iyi üniversitelerinin içeriklerini ücretsiz olarak sunabiliyorlar. İcabında otonom araçların algoritmaları ve yapay zeka hakkında bile ders alabiliyorsunuz.

Matematik, algoritma gibi alanları ben çok sevmiyorum diyorsanız o zaman İngilizceyle ilgili bir içerik üretmenizi ve bunu globale taşımanızı öneririm. Bu bir eğitim içeriği olabilir ya da Türkiye’yle, Osmanlı’yla ilgili otantik bir içerik olabilir, ama İngilizce olmalı, çünkü bu içeriğinizi dünyaya satacaksınız. Bu platformunuzu en iyi değerlendirebileceğiniz freelance bir sürü platform var. Oralarda bu hizmetinizi, emeğinizi en fazla değer yaratabileceğiniz şeylere odaklanın ve orada uzmanlaşın.

Ürettiğiniz içerik ne ise bunları globalde hedeflemeniz gerekiyor. Bunu önerebilirim size.

‘İLLAKİ BİR ŞİRKET, EKİP KURMANIZ GEREKMİYOR’

İllaki bir şirket kurmanız gerekmiyor, illaki bir ekip kurup start-up yaratmanız gerekmiyor. Bu sayede var olan işinizin yanında başka gelir kaynakları freelancer olarak yapabilirsiniz.

Eğer bir kodçuysanız işiniz çok daha enteresan hale gelebilir. Kodçuysanız zaten İngilizce olmak zorunda; en azından kodçu jargonuna yetecek kadar. O zaman kesinlikle blockchain derdim. Dünyaya globalde üretim yapan ve bu üretimden payını alan bir kodçu olma şansınız çok yüksek olurdu. Hiç mazereti yok artık hiç kimsenin.

Bugün sıfır bir kişi, hiç developer olmayan bir kişi bile tamamen online eğitimlerle çok süper bir developer olabilir, üniversiteye gitmesine gerek bile yok. Çünkü internet derya deniz bilgi kaynıyor. Online kurslar, developer’ların buluştuğu yerler gibi bir sürü platform var.

Burada şu anda geleceği en açık olan konular blockchain teknolojilerine developer olmak. Karşılığında kripto paralar alıyorsunuz fakat bu kripto paralar tabii ciddi bir platform olması lazım. Developer olarak sunmuş olduğunuz kodlama hizmetleri karşılığında kripto paralar kazanıyorsun ama gelecek orada zaten.

‘BLOCKCHAIN GELECEĞİN TEKNOLOJİSİ’

Millet zannediyor ki Bitcoin çakılacak, bitecek falan filan, ama bu kesinlikle olmayacak. Kesinlikle gelecek oralarda; fakat bu dönemde çok büyük inişler çıkışlar yaşanacak. İlla Bitcoin kazanacak diye bir şey de yok.  Fakat kripto paraların altındaki blockchain geleceğin teknolojileri.

Özellikle blockchain konularını iyi öğrenin. Developer arkadaşlar varsa aramızda ne dediğimi çok iyi anlıyorlardır. Hemen anında dünyaya üretiminizi sunabilirsiniz ve oradan ciddi paralar kazanabilirsiniz. Ve bu illaki Bitcoin alıp satmak meselesi değil. Bu çok riskli bir iş. Kredi kartıyla Bitcoin alıp ciddi zarar etmiş insanlar var. Fakat uzun dönemde bunların yeri var. Çok yeri var hemde.

‘GELECEKTE, DOLAR, EURO OLMAYACAK; DEMOKRASİNİN YERİNİ MERİTROKRASİ ALACAK’

Ben gelecekte dolarların, euroların olacağını düşünmüyorum açıkçası. Hepsi distractor olacak. Konuşmamın başında değindiğim gibi yönetim şekilleri de değişecek. Çünkü bunlar aynı zamanda bir yönetim modeli getiriyor. Decentralize oylama yapılarıyla ve demokrasi değil, hani meşhur tartışılan bir çobanla, bir profesörün oyu bir falan…

Demokrasi dışında Meritrokrasi yönetim biçimleri de oluşacak. Bunu illaki demokrasi karşıtlığı olarak düşünmeyin. Sadece eli taşın altında olanların daha fazla etkili olduğu yapılar, platformlar zaman içerisinde blockchain protokollerin kontrolünden yavaş yavaş ülke yönetimine yükselmeye başlayacak ve yapay zeka teknolojileri de bunu fazlasıyla hızlandıracak. Çünkü yapay zeka aynı zamanda insanlığı değiştirecek çok distractor bir şey. Çünkü çok daha güvenilir olmaya başlayacak pek çok şey.

Bugün bazı şeyler hala aldatılabiliyor. Özellikle blockchain tarafında kimlik yönetimlerinin hile yapılamaz şekilde gerçekleşmesiyle muazzam düzgün yönetim yapıları kurulabilecek. Fakat sizin bugün İngilizce bilmeniz büyük avantaj ama her şey değil. Mutlaka o alanda freelancer platformlarında neler, kimle, nasıl para kazanıyor onlara bakın. Oralarda da otantik bir şey yakalayın. Bütün dünyanın ilgisini çekecek orijinal bir şey yakalayın. Oradan bir şeyler çıkar diye düşünüyorum. Tavsiyem bu.

‘PLANLARINIZI 2-3 SENELİK DEĞİL, 20-30 SENELİK YAPIN’

SORU: Ben Zeynep Erdoğmuş, bilgisayar mühendisiyim. Geçtiğimiz yıl mezun oldum. Benden beklenen kurumsal bir firmaya girip çalışmamdı. Niyetimde o yöndeydi ama sonrasında patentini aldığım 2 tane projem vardı. Sonra öyle bir dünyaya adım attım ki… Gerçekten bilmediğim bir start-up ve girişimcilik dünyası var. İşte patentlerin olduğu ayrı bir dünya var ve diğer tarafa hiç geri adım atamadım. Bu noktada da işler sizin gibi büyük yatırımcılarla yürüyor. Ben aslında fikrimi ve iş modelimi anlatmak adına sizden bir söz almak istiyorum. Daha sonrasında patentimi aldığım ürünleri sizinle paylaşmak istiyorum. Aldığım ürünlerde şu an da ilk TÜBİTAK Martek ve Kadem’in olduğu bir yarışma düzenlenmişti orada dereceye girdi. Daha sonra BTSO’nın düzenlediği Bir Fikrim Var yarışmasında Türkiye genelinde dereceye girdi. Ve Eşitiz Beraberiz projesini belki duymuşsunuzdur Ankara’da düzenlendi. Hani bu noktada fikirlerimi ve iş planlarımı sizinle paylaşmak istiyorum. Bunun için sizden söz istiyorum.

H.ASLANOBA: Ben söz veremiyorum. Bizde süreç şu şekilde ilerliyor. Sadece projenize bakacağım şeklinde söz verebilirim. Projenize bakarım, ilgimi çekerse sizi toplantıya davet edebilirim.

Bilgisayar mühendisi olmanız çok güzel bir şey. Ben genç arkadaşlara hep şunu tavsiye ediyorum, geleceğe dönük planlarınızı 2-3 senelik dönemler için yapmayın. Yani şu anda hemen kurumsal bir firmada konforlu bir alana yerleşip nispeten daha yüksek maaşlarla çalışabilirsiniz, fakat bu distractor teknolojiler çok çok önemli. Planlarınızı 20-30 senelik yapın ve bir an evvel denize atlayıp yüzmeyi öğrenin.

‘UZAKTAN/EVDEN ÇALIŞMA ÇOK YAYGINLAŞACAK’

O yüzden ya start-up’larda çalışın ya da büyük teknoloji şirketlerinde çalışın ve hep global düşünün. Yani az önce söylediğim şey, siz bugün globale üretim yapan bir developer olabilir ve ciddi paralar kazanabilirsiniz. Telecommuting (uzaktan çalışma) olayı, yani evden çalışma olayı gittikçe daha da yaygınlaşacak. Çünkü bu yetenekleri çok kıt dünyada iyi developer’lara çok ihtiyaç var. Firmaların pek çoğu evden çalışmalara rıza göstermek zorunda.

Bir sürü şirket tanıyorum ben, developer’ları Hindistan’da, Ukrayna’da, Almanya’da, ama şirketin merkezi başka bir yerde. O yüzden hep 20-30 senelik düşünün ve teknoloji şirketlerinde çalışın. Ben artık geleneksel şirketlerle çalışılmasını tavsiye etmiyorum. Hatta riskli buluyorum.

‘BLOCKCHAIN İNTERNETTEN DAHA BÜYÜK BİR OLAY’

SORU: Devlet Yönetimiyle İlgili Bir Noktadan Bahsetmiştiniz?

H.ASLANOBA: Bugün değil ama ona bile sıra gelecek dedim. Çünkü bunun faydası görüldükçe sıra şehirlere ve ülkelere de gelecek. Çünkü internette blockchainle güven sorunu çözüldü. Artık o oyu atanı kesin benim olduğumu veya yazıyı yazının benim olduğumu, o yetkinliklere benim sahip olduğumu blockchain değiştirilemez şekilde bilebiliyor. Bu çok önemli bir ağ.

Güven sorunu çözüldü internette. Bu çok önemli bir sorundu. O çözüldüğü için artık arkası gelecek. Blockchain internetten daha büyük bir olay. O yüzden blockchaine uzak kalmayın. Blockchain developer olun, gelecek orada.

SORU: Gelecekten bahsettiniz. Heralde önümüzdeki dönemde okullara gitmek diye bir şey de olmayacak. Dünya 7 milyarlık bir nüfusa sahip. 2040-2050’lerde 10-12 milyarlık bir dünya olacak. ama bu işlerde özellikle insanlar herkes aynı şeyi yapamayacağı için diğer insanlar için ne yapacak dünya? Biraz da buraya değinmenizi isterim. Birde Türkiye’nin kendi bir Pardus yazılımı var. O bir kenarda duruyor. Bu konuda hiç geldiler mi size? Siz hiç temas ettiniz mi bu konuya?

‘YANDEX’İN BİLE YALNIZCA NAVİGASYON TARAFI TUTTU’

H.ASLANOBA: Ya çok zor o işler. Bugün Yandex bile çok zorladı ve sonunda navigasyon tarafı tuttu sadece. Pazar yeri kurmak çok zordur. Yani bir tarafta reklam verenler bir tarafta bunu search edip görenler. Google dediğinizde aslında reklamdan kazanıyor parayı. Bizim bu yatırım yaptığımız şirketlerin muazzam paralar aktardığını biliyorum. Deli paralar gidiyor Google’da ön plana çıkabilmek için. O yüzden kolay bir şey değil bu. Çünkü Google’a girdiğiniz zaman sonuçları görebiliyorsunuz, Pardus’a girdiğinizde göremiyorsunuz, bu neymiş deyip tekrar Google’a dönüyorsunuz. Çok zor yani pazar yeri kurmak.

Öbür konular tartışılıyor, bütün herkesin tartıştığı bir konu, güç ve para çok belirli ellerde toplanıyor işte ondan dolayı universal bir temel gelir modeli akla en yatkın model olarak duruyor.

Onun dışında benim söylediğim şey şu, kurumlar asla dönüşemezler, DNA’larını değiştiremezler. Kurumlar dediğim gibi ya kas gücü firması olarak çok az katma değerli işlere talim edecekler ya da yok olacaklar. Ama bireylerin şansı var. Online kurslar aracılığıyla kendilerini geliştirebilirler.

Özellikle matematik sevenler, algoritma sevenler için çok avantajlı bir durum bu. İş giderek Data Scientist’liğe, algoritma yazmaya, matematikten anlamaya ve giderek daha bilimsel bir hal almaya başlıyor.

‘GELECEKTE ÇEVREYE DAYALI YENİ İNANÇ SİSTEMLERİ GELİŞECEK’

Bunun dışında evet 7 milyarız, nüfuslar artıyor doğru ve insanlar bireysel olarak daha da fazla tüketiyor. Çinliler 30 sene önceye göre 5 katı daha fazla tüketiyor. Maalesef çevre çok çok büyük bir sorun olmaya başladı.

Benim gelecekle ilgili tahminim, yeni dinler demeyelim ama yeni inanç sistemleri gelişecek. Ve çevre etrafında gelişecek. Çünkü insanlar gelecekte bunun acısını çok fazla hissetmeye başlayacaklar ve çevre korumaya dönük çok enteresan inanç sistemleri ve buna dönük teknolojiler gelişecek.

Çevre konusu çok çok daha önemli hale gelecek. Çünkü yaşamlarımızı çok ciddi şekilde etkilemeye başlayacak. En büyük sorunlardan bir tanesi o. Hem sayımız hem de tüketimimiz artıyor. Daha fazla et tüketiyoruz, daha fazla su kullanıyoruz daha fazla şehirlerde yaşıyoruz. Bunlar ciddi sorunlar.

Bu yazıda olan etiketler

Yorumlar