İkinci Makine Çağı Akıllı Teknolojiler Devrinde Çalışma, İlerleme Ve Refah

İkinci Makine Çağı (Tpe Second Machine Age), hayatımızı ve ekonomimizi baştan şekillendirecek faktörleri ele alıyor. Kitap, teknolojinin hayatımızın her anına müdahil olduğu bu çağda, bizleri bekleyen yeni teknolojileri, gelişmiş altyapıları ve hayatımızı zengileştiren kültürel ögelere erişim imkanlarımızı anlatıyor.

116
116

Üç bölümden oluşan kitap İkinci Makine Çağı’nın temel özelliklerine; yaşanacak ilerlemenin neticesinde ortaya çıkacak bolluk ve açılmanın yanı sıra yeni çağda yapılması gereken müdahalelere değiniyor. İki ünlü bilim adamının kaleme aldığı bu ilgi çekici kitap teknoloji, toplum ve ekonomi alanlarındaki kalkınma sürecine dair düşüncelerimizi değiştireceğe benziyor. Nobel ödüllü iktisatçı Michael Spence’nin de dediği gibi: “Makinelerle nasıl yarışacağını öğrenmek isteyenler için bu kitap son derece isabetli bir başlangıç olacak.”

YENİ MAKİNE ÇAĞI NASIL BİR KIRILMA YARATACAK?

İnsanlık, ikinci makine çağına giriyor. Buhar gücüyle çalışan makineler ve onu model alan diğer yenilikler nasıl ki kas gücünün yerini aldıysa, bilgisayarlar ve diğer dijital yenilikler de beyin gücünün yani dünyayı anlama ve şekillendirme becerimizin yerini alıyor. Geçmişte bizi sınırlayan engelleri aşmamızı, yeni bir coğrafyaya ayak basmamızı sağlıyorlar. Bu geçişin tam olarak nasıl gerçekleşeceğini henüz kimse bilmiyor. Ancak yeni makine çağının, insanlığın gelişim çizgisinde Watt’ın buhar makinesi kadar şiddetli bir kırılma yaratıp yaratmayacağı sorusu çok büyük önem taşıyor.

Ufukta beliren yeni dünyada hayatta kalmanın, refah ve başarıya ulaşmanın en iyi yolları ise yıllar süren araştırmaların ve güncel gelişmelerin ışığında ele alınıyor. Erik Brynjolfsson ve Andrew McAfee’nin yeni kitabı “İkinci Makine Çağı”nda Hollandalı satranç ustası Jan Hein Donner’e, IBM’in Deep Blue’su gibi bir bilgisayarla karşılaşsa nasıl hazırlanacağı soruluyor.

Donner bu soruya “Yanımda bir çekiç getirirdim!” şeklinde yanıt veriyor. Yazılım ve otomasyondaki bazı yeni gelişmeleri kırıp dökme hayali kuran tek kişi Donner değil. Çünkü kendi kendine giden arabaları, robotlu fabrikaları ve rezervasyon yapan yapay zekaları mümkün kılan bu gelişmeler yalnızca mavi yaka işleri hızla eskitmekle kalmıyor, artık beyaz yakalıların, hatta büyük satranç ustalarının hünerlerini bile geride bırakıyor.

Son 10 yılda çok büyük bir olay oldu. Bu her işte, fabrikada ve okulda hissediliyor. Ortalama kavramanın kalmadığı; işverenlerin artık ortalamanın üstündeki yazılımlara, otomasyona ve ucuz dehaya ulaşabildiği bir dünya söz konusu. İkisi de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden olan Brynjolfsson ve McAfee’yse daha ayrıntılı bir açıklama getiriyor ve İkinci Makine Çağı’na girdiğimizi söylüyor.

Onlara göre Birinci Makine Çağı, 1700’lerin sonunda buharlı motorlarla doğan Sanayi Devrimi’ydi. McAfee, bu dönem için, “Her şey insan kasını ilerleten güç sistemleriyle ilgiliydi” diyor.

“O çağda birbirini izleyen her icat daha fazla güç üretiyordu. Ama onlarla ilgili kararları hep insanlar alıyordu”.

Yani emek ve makineler birbirini tamamlıyordu. İkinci Makine Çağı’ndaysa, diyor Brynjolfsson: “Bilişsel işlerin, hangi gücün ne için kullanılacağını belirleyen kontrol sistemlerinin de çoğunu otomasyona bağlıyoruz. Bugün birçok yapay zekalı makine insanlardan daha iyi kararlar verebiliyor”.

Yani yazılım güdümlü makineler insanları tamamlamaktan çok onların yerini almaya başlayabilir. Yazarlar bunu “Üstel, dijital ve tümleşik” olarak tanımladıkları teknolojik gelişmelere bağlıyor.

“Üstele” örnek olarak, satrancı icat eden adama hayran kalıp ona istediği ödülü teklif eden kralın hikayesini anıyorlar. Mucit, ailesini doyurmak için pirinç dilemiş. Kraldan sadece satranç tahtasının ilk karesine bir pirinç tanesi, sonra her müteakip kareye bir öncekinin iki katı pirinç konmasını istemiş. Kral kabul etmiş, ama sonra anlamış ki bir şeyi 63 kere ikiye katlayınca inanılmaz rakamlar ortaya çıkıyor (satranç tahtasının ikinci yarısı sona erdiğinde 18 kentilyon pirinç tanesi).

Yazarlar, satranç tahtasının ikinci yarısını, dijital hesap gücünün her iki yılda bir ikiye katlanmasıyla ilgili Moore Yasası’na benzetiyor. Performansı 70 yılda bir ikiye katlanan fiziksel nitelikli buhar gücünden farklı olarak bilgisayarlar, Brynjolfsson’un sözleriyle, “Her şeyden daha hızlı gelişiyor”.

Dijital satranç tahtasının ikinci yarısında olduğumuz içindir ki, kendi kendine giden arabalar, esnek fabrika robotları, bir nesil öncesinin süper bilgisayarlarına eşdeğer akıllı telefonlar görüyoruz. Buna bir de internetin yayılmasını ekleyin; çok geçmeden dünyada herkesin akıllı bir telefonu olacak ve her yazar kasa, uçak motoru, öğrenci tableti ve termostat, internet üstünden dijital veri yayınlayacak.

Bütün bu veriler, kalıpları anında fark edip çözümleyebileceğimiz, işleyen kalıpları anında küresel ölçekte yineleyebileceğimiz ve işlemeyenleri de anında düzeltebileceğimiz anlamına geliyor (İster kesirli sayıların öğretimiyle, ister 9 bin metrede bir uçak motorunun daha iyi çalışmasıyla ilgili olsun).

Yazarlar, gelişmenin hız ve ivmesinin müthiş artacağını savunuyor. Tümleşik ilerlemeden kastedilen, bir Google haritasını Waze gibi bir akıllı telefon uygulamasıyla (telefonlarını arabada taşıyan sürücüler rotaları üstündeki trafik durumunu otomatik olarak iletirler) kombine edebileceğiniz ve ikisini de, trafik şartlarına bakıp size en iyi güzergahı söyleyen bir GPS sistemiyle kaynaştırabileceğinizdir. Daha az insan gerektiren ve teknolojiye daha fazla dayanan bütün ilerlemeleri bir araya getirince, bizim kuşağımız dünyayı düzeltme (veya yok etme) konusunda görülmemiş bir güce sahip olacak.

Fakat bu aynı zamanda, toplumsal sözleşmelerimizi de yeni baştan değerlendirmemizi gerektiriyor. Çünkü hem bireylerin kimliği ve haysiyeti, hem de toplumların istikrarı için emek büyük önem taşıyor. Yazarlar, insan emeğinden alınan verginin düşürülmesini ve dijital emeğe göre maliyetinin azaltılmasını; insanların makinelere karşı değil, “Onlarla birlikte yarışması” için eğitimin yenilenmesini; yeni endüstri ve işleri icat eden girişimciliğin daha çok teşvik edilmesini; hatta asgari bir gelirin garanti edilmesini öneriyor. Onlara göre baştan düşünülmesi gereken çok şey var, çünkü yalnızca durgunluk kaynaklı bir istihdam eksikliği değil, işyerini yeniden biçimlendiren (ve şiddeti durmadan katlanan) teknolojik bir kasırga da yaşanmaktadır.

Kaynak: Moment Expo

Bu yazıda olan etiketler

Yorumlar