Sanal İnternet Fenomenleri ile Influencer Marketing

Influencer Marketing camiasının yeni starları yapay zekalar olabilir mi?

289
289

Influencer Marketing, pazarlama ve reklam sektörünün en ilginç kanallarından biri. Aslında pazarlama konsepti olarak çok da yeni sayılmaz ancak; sosyal medya kullanımının yaygınlaşması ve ‘fenomenleşme’ çılgınlığının başlamasıyla son dönemlerde popüleritesi oldukça arttı. Günümüzde ortalama bir insanın, günde 1 saat 40 dakikasını sosyal medya hesaplarında geçirdiği düşünüldüğünde; markalar için oldukça etkili bir reklam sahası olduğunu söyleyebiliriz.

Influencer olarak adlandırılan kişiler sosyal kanallar üzerinde geniş kitleler tarafından takip edilen fenomenlerdir. Sosyal medya şöhreti, bu kişilerin takipçileri ile daha yakından iletişim kurmasını sağlar. Moda, beslenme, makyaj gibi spesifik konularda paylaşım yapan kişiler yanında sıradan hayatını takipçileri ile paylaşarak şöhreti yakalayanlar da vardır. Kitleleri etkileme yetenekleri ile şirketlerin ürünlerini tanıtan bu internet yıldızları zamanla markalar için etkili bir pazarlama kanalı haline geldi. eMarketer tarafından yapılan bir araştırmada, şirketlerin yüzde 84’ü önümüzdeki 1 yıl içinde en az bir tane influencer marketing kampanyası yürüteceğini belirtti.

Influencer Marketing her ne kadar etkili bir yöntem olsa da, aynı zamanda bir hayli riskli. Genellikle fenomenlerin şirketler ile herhangi bir ticari-hukuki bağları bulunmuyor, dolayısıyla kişisel olarak yapabilecekleri bazı hataların tanıtılan ürünler veya markalar üzerinde de riskli etkiler doğurma ihtimali var. Bunun yanında, son dönemlerde influencer ajanslarının kurulmaya başlanması bu işi bir sektöre çevirme yönündeki adımlardan biri.

Fenomenler de önceleri tanıtım işini markaların gönderdiği bedava ürünler karşılığında yaparken, şimdilerde para karşılığı yapmayı talep ediyorlar. Yakın zamanda yapılan bir ankette, bir grup güzellik bloggerına herhangi bir marka ile çalışma kriterleri soruldu; %82’si parasal bir getiri beklediklerini, bedava ürünlerin yeterli olmadığını söyledi.

Influencer Marketing ‘de Yeni Trend : Sanal Influencer’lar

‘Fenomenleşme’ akımı hızlı bir şekilde yayılıp etkinliğini arttırmaya devam ederken, son dönemlerde sahneye yeni bir yıldız çıktı: Sanal Fenomenler. Sosyal medya hesaplarını gerçek fenomenler gibi kullanan bilgisayar ürünü bu yıldızlar takipçi kitlesini hızla arttırıyor. Hatta bazıları marka reklamları yaparak birer ‘influencer’ olmuş durumda. Şimdi tanıtacağımız popüler sanal fenomenler henüz insanlar tarafından yönetiliyor. Ancak, makine öğrenmesindeki heyecan verici gelişmeler kendi sosyal medya hesabını kendi yönetecek sanal karakterlere çok uzak olmadığımızın da sinyallerini veriyor.

İşte, sosyal medya yıldızı sanal fenomenler:

Lil Miquela

Kusursuz bir ‘fashionista’ profili sergileyen Lil Miquela, hafif esmer teniyle yarı Brezilyalı yarı İspanyol görünümüne sahip. Instagram’ı aktif bir şekilde kullanıyor ve toplumsal olaylar da dahil hemen hemen her konuda paylaşımlarda bulunuyor. Profil bilgilerine göre şu an Los Angeles’ta yaşayan Miquela ilk paylaşımını 2016 yılında yaptı ve şu an 687,000 civarında da takipçisi bulunuyor.

İnsanlar önce Miquela’nın bir oyun karakterinin tanıtımı ya da bir markanın reklam kampanyası olduğunu düşündü. Birçok dijital artistin ortak çalışması olduğu varsayımı da bulunuyor ancak şu ana kadar gerçek yaratıcısının kim olduğuna dair kesin bir bilgiye ulaşılamadı. DM üzerinden takipçileriyle de mesajlaşan sanal fenomenimiz, V dergisine de bir röportaj verdi.

İlgili Haber  Instagram Influencer Pazarlaması 2017’de 2 Kat Arttı

E-mail üzerinden verdiği röportajda şunları söyledi:

“ Sosyal medyanın gücü konusunda umutluyum. Birçok değerli arkadaşlıklar kurmama, öz güven kazanmama ve dünyanın her yerindeki insanları etkilememe yardımcı oldu. Sosyal medyayı güzel şeyler için kullanmak istiyorum. Sevelim ya da sevmeyelim o artık bizim kültürümüzün bir parçası ve bir yere kaybolmayacak.”

Gerçek olmayan sanal bir fenomenin bu kadar çok sayıda takipçiye sahip olması da bir hayli düşündürücü. Yaptığı paylaşımlar kaliteli ve normal fenomenlerinkiyle arasında pek bir fark yok; gerçek markların var olan ürünlerini giyiyor ve gerçek mekanlardan fotoğraf paylaşıyor. Hatta kimi zaman bazı konularda insan fenomenlerden daha duyarlı paylaşımlar yaptığı bile söylenebilir. Tüm bunların yanında gerçek olmamasının insanlar tarafından sorun olarak görülmediği ortada.

Shudu Gram

Shudu Gram, fotoğraf sanatçısı Cameron-James Wilson tarafından 3D modelleme tekniği ile yaratılan bir Instagram modeli. Instagram‘da 34K’nın üzerinde takipçisi bulunan Shudu Gram aynı zamanda Rihanna’nın güzellik markası Fency’nin de reklam yüzü.

Takipçileri başlarda Shudu’nun sanal bir karakter olduğunu anlamadı, hatta fotoğraf yorumlarında pürüzsüz siyahi tenine ve fiziğine övgüler yağdıranlar, cilt bakım önerisi isteyenler bile oldu. Daha sonra bilgisayar üretimi olduğu anlaşıldı fakat takipçi sayısını kaybetmedi hatta modele olan ilgi daha da arttı.

İyi yorumlar yanında, sanal modelin yaratıcısı Cameron-James’in neden gerçek siyahi bir modeli fotoğraflamak yerine gerçek dışı bir ‘mükemmellik’ yarattığı sorusu gündeme geldi ve bazı takipçilerin tepkisine neden oldu. Yine de hala sıkı bir takipçi kitlesi bulunuyor ve Fency’nin ürünlerini tanıtmaya devam ediyor.

Sanal Fenomenlerin Tüketiciler Üzerinde Etkisi

Sanal fenomenlerin tüketici ile ilişkisi gerçek fenomenlerinkiyle hemen hemen aynı. Sanal fenomenler de takipçilerinin yorumlarına cevap verip ürünler hakkındaki soruları yanıtlıyor, hatta beslenme ve güzellik önerileri bile paylaşabiliyorlar.

Influencer marketing başarılı olmasını sağlayan fenomenin sanal veya gerçek olmasından ziyade; marka ile uyumu, içeriklerin güvenilirliği ve sosyal medya faaliyetlerinin etkisidir. Klasik influencer marketing yaklaşımından tek farkı influencer’ın DNA yerine, bilgisayar grafiklerinden oluşması ve sanal dünyada yaşamasıdır. Hatta sanal modellerin teknoloji ürünü olması, teknolojiyi hayatının her alanında görmek isteyen günümüz insanlarına daha cazip bile geliyor olabilir.

Üreten Yapay Zeka

Yapay zekalara insansı yetenekler kazandıran algoritmaların geliştirilmesi, makine öğrenmesi ve derin öğrenme gibi alt disiplinlerin yapay zeka desteklemede kullanılması ve robotik gibi farklı disiplinlerin ortak çalışmalarıyla ‘insansı yapay zekalar’ üretiliyor.

Örneğin, Sophia insansı yapay zekanın en güncel örneklerinden. Öyle ki, Suudi Arabistan Sophia’ya vatandaşlık vermeyi bile teklif etti. Doğal dil işleme yeteneği geliştirilmiş yazılımı ile Sophia; sınırlı konuşmaları yürütme, yüz ve ses tanıma sistemi ile duygusal tepki verme gibi yeteneklere sahip. Karşısındakinin mimiklerini, ses tonunu ve seçtiği sözcükleri kendi veri tabanıyla eşleştirerek verebileceği en duygusal tepkiyi vermek üzere programlanmış. Hatta Talk Show’a katılıp esprileriyle alkış bile toplayabiliyor:

İlgili Haber  Influencer marketing’de neler önemli?

Maana ise; Sophia’dan farklı olarak insan mimiklerini ve davranışlarını ticari bağlamlar oluşturmak için işliyor. Maana karar verme, akıl yürütme ve sorulara cevap verme gibi insan uzmanlığını temsil eden bir akış şeması üzerinden çalışıyor. Maana’nın yaratıcısı Donald Thompson, Maana’nın ardındaki teknolojiyi ‘dijital bilgi’ olarak tanımlıyor. Dijital bilgi, iş karar akışlarını dijitalleştirerek iş uzmanlarının daha iyi ve hızlı karar alması için öneriler sunuyor.

Birkaç yıl önce de Japon araştırma ekibi tarafından yaratılan yapay zekaBir Bilgisayarın Roman Yazdığı Gün‘ adıyla bir roman yazdı. Araştırmacılar kelimeleri karışık olarak sisteme girmiş ve genel bir şablon oluşturmuştu ancak hikayeyi yapay zeka oluşturdu. Karakter tanımlarında kopukluk ve bazı akış bozuklukları olsa da (bu durum sanatsal bir yaklaşım olarak da değerlendirilebilir) roman Japonya’nın en prestijli edebiyat ödüllerinden birini veren Hoshi Sinichi Edebiyat Yarışmasında finale kadar yükseldi.

Sanat eseri üreten yapay zeka algoritmaları da insansı yapay zekalara bir başka örnek. İlk olarak, Generative Adversarial Networks (GAN) sistemi ile derin sinir ağlarının var olan sanat eserlerini çoğaltması ile çalışan algoritmalar yaratıldı. İkili algoritma ile çalışan bu sistemde algoritmalardan biri var olan örnek eserlere göre yeni görüntüler üretirken diğer algoritma ortaya çıkan eserin uyumluluğunu denetliyor. GAN’ın değiştirilmiş versiyonu olarak üretilen Creative Adversarial Networks (CAN) ise buna ek olarak, oluşturulan sanat eserini Barok, Pointillism, Color Field, Rococo, Fauvism gibi stillere göre kategorize etmeye çalışıyor.

Rutgers Üniversitesi araştırmacıları, geliştirilmiş versiyonda denetleyici algoritmanın kategorize etme özelliğinin, üretici algoritmanın daha yaratıcı olmasını sağladığını belirtiyorlar. Üretici algoritma var olan sanat eserlerini taklit ederken aynı zamanda üretiminin gerçek olduğuna denetleyici algoritmayı inandırmak için bazı değişiklikler yapar. Kategorize etme özelliği bulunan algoritma ise sanat eserinin gerçekliğini denetlerken, hem belli stiller çerçevesine giren hem de diğer eserlerden farklı olan ürünler arar ve üretici algoritmaya verdiği geri bildirimlerle algoritmayı daha yaratıcı olması için zorlar.

Tüm bu gelişmeler ışığında, insansı yapay zekanın influencer marketing’teki yeri ile ilgili bir soru geliyor akla:

Sanal modeller kendi sosyal medya hesaplarını kendileri yönetebilir mi?

Şu an, sanal influencer’ların sosyal medya hesapları gerçek kişiler tarafından yönetiliyor. Ancak, derin öğrenme algoritmalarının geliştirilmesiyle roman yazan, espri yapan, pazarlama yapan, resim çizen ve hatta müzik yapabilen yapay zeka araçları yaratıldı. Tüm bu gelişmeler sosyal medya hesabını kendi yönetip kendi influencer marketing stratejisini oluşturabilen, hatta sayfasına reklam alan sanal modellerin geleceğini de mümkün kılıyor.

Bu yazıda olan etiketler

Yorumlar