Seminer Öldü! Yaşasın Webinar!

Son yıllarda, spesifik iş alanlarında webinarlar gerçekleştirildiğini görüyor, duyuyoruz. Ancak webinar yayınının hangi tarafında olursak olalım, teknolojinin artık sorunsuza yakın şekilde sunduğu fırsatlardan yararlanmanın ve uzaktan var olma ve katılma fırsatlarını değerlendirmenin zamanı çoktan geldi.

60
60

Seminer, konferans, sempozyum, kurs, toplantı neydi? Yorgunluktu, zaman kaybıydı, zaten koştura koştura geçen saatlerimize yenilerini eklemekti; fiziksel olarak “orada olmak” için günlük ve haftalık planlarımızda zorlukla yer açıp, günün en değerli saatlerini trafik yoğunluğuna kurban etmek, bunca emeğe karşılık aslında gerçekten orada olamamak — heyecanla beklediğimiz konuşmacının sunumunu 70 metre uzaktan görmeye çalışmak (ama görememek) ve kendimizi; görüntüyü dev ekrandan izler, sesi ise salonun dört yanına dağıtılmış hoparlörlerden duyarken bulmak ve hepsinden önemlisi, bu kadar efora rağmen ne konuya ne konuğa ne de diğer katılımcılara gerçekten temas edebilmekti. Güya “orada” olacaktık, bütün çabamız bunun içindi. Yayınlansa, Youtube’dan izleyebileceğimiz her biri 20’şer, 30’ar dakikalık birkaç seans için koca bir günü heba etmek… Zamanın değerini bilenler için kısacık bir doyuma karşılık ne büyük bir kayıp.

Bu deneyimin verimsizliğini vurgulayan sesler 2000’lerin ortalarına doğru yükselmeye başladı ve dönüşümün öncüsü oldular. “Orada” olmanın — hatta aynı anda her yerde olabilmenin başka yolları da artık konuşuluyordu. Gündelik hayatlarımıza sızan anlık mesajlaşma uygulamaları, yeni video görüşme özelliklerini eklediklerini birbiri ardına duyurmaya başladı. Bu duyurular kullanıcıları heyecanlandırdı heyecanlandırmasına fakat iş, bu özellikleri sağlamakla bitmiyordu. O dönemde küresel düzeyde internete erişim oranı henüz bu kadar yüksek değildi, üstelik internet erişimi olanların bağlantı alt yapıları da henüz bu denli yoğun bir veri trafiğinin yükünü taşıyamıyordu. Eğer dünyanın teknoloji lideri konumundaki ülkelerinden birinde yaşamıyorsanız, (yine) dünyanın bir yerlerinde iyi bir şeyler oluyordu ve sizin tek yapabileceğiniz sabırsızlıkla beklemekti. 2003 yılında Montana’da küçük bir kasabadaki öğrenci yurdunda öğrencilere ücretsiz olarak sunulan internet erişiminin hızı, o sırada Türkiye’de yaşayan bir son kullanıcının satın alabileceği en iyi bağlantının hızının yaklaşık 4 katıydı. Gerçekte yaşananın bilimkurgu filmlerinde gördüklerimizle uzaktan yakından ilgisi yoktu. Bu teknoloji bizim deneyimimizde canlı video değil, arada sırada beliren fotoğraflar ve birbirimizin ne dediğini bir türlü a..nl. aya… ma. maktı.

İlgili Haber  Başka bir internet mümkün mü?

Yıllar sonra, Facebook ve YouTube gibi platformların yaygınlaşması dünya çapında internet kullanımının yaygınlaşmasını sağlarken, Apple’ın Facetime uygulaması gibi mobil cihazlara gömülü olarak gelen uygulamaların ortaya çıkması ve internet erişim hızlarının yükselmesi, büyük dönüşümün ikinci ve en vurucu ayağını oluşturdu. Artık uzakta da var olabiliyorduk ve bu harikaydı.

Ancak tuhaf bir şey oldu. Tarihin seyrinde gerçekleşenler, beklenenlerden biraz farklıydı. Video konferans teknolojisinin dünyanın her yerinde hayatlarımızın bütün alanlarına sızacağını umuyorduk. Oysa, webinarlar ve video konferans görüşmeleri ABD’de ve dünya çapında yaygınlaşırken Türkiye’deki deneyimimiz önce FaceTime ve Skype, sonraları da Facebook ve WhatsApp’ın videolu arama özellikleri gibi araçları kullanarak gerçekleştirdiğimiz anlık haberleşme deneyimleriyle ve video platformlarından izlediğimiz canlı videolar ile sınırlı kaldı. Profesyonel alanlarla ilgili seminerler ya da konferanslar söz konusu olduğunda, daha önceki akşam uzaktaki ailemizle FaceTime üzerinden konuşmuş olsak da, ertesi sabah kendimizi yine konferans yollarında bulduk. Üstelik, 20 dakikalık bir keynote konuşması için yaklaşık 10 bin kilometre uzaktan gelen konuğun ulaşım ve konaklama ücretlerini ödeme pahasına. Biz yine şanslıydık, zira benzeri bir etkinliğin gerçekleşmesinin pek mümkün olmadığı bir şehirde yaşıyor da olabilirdik.

Ancak son yıllarda, bu gidişat yön değiştirmeye başladı. Nihayet!

İlgili Haber  Ebeveynlerin yüzde 63’ü çocuklarının internet güvenliğinden endişeli

Webinarların yeniden doğuşu

Son yıllarda, spesifik iş alanlarında webinarlar gerçekleştirildiğini görüyor, duyuyoruz. Ancak webinar yayınının hangi tarafında olursak olalım, teknolojinin artık sorunsuza yakın şekilde sunduğu fırsatlardan yararlanmanın ve uzaktan var olma ve katılma fırsatlarını değerlendirmenin zamanı çoktan geldi.

Yeni geliştirilen webinar platformlarının sağladığı soru panosu, soruları oylayabilme, anlık anketler, katılımcıların yayına çıkabilmesi ve daha nice özellik, fiziksel deneyimi aratmayacak; hatta konuk, sunucu ve katılımlarla gerçekleşen etkileşimin kalitesini katbekat artıracak nitelikte. Video konferans teknolojisi o kadar ilerledi ki Harvard Business School, HBX adını verdiği sanal amfi ile eğitimi tamamen çevrimiçi platforma taşıdı ve dünyanın her yerinden öğrenciler kabul etmeye başladı bile.

ON24 tarafından 2017 yılı boyunca gerçekleşen 19640 webinarın analizi ile yapılan araştırma, katılımcıların webinar seanslarının ortalama 56 dakikasını izlediğini; analiz edilen webinarların yüzde 51’inin 200’den fazla, yüzde 7’sinin ise 1000’den fazla katılımcıyı ağırladığını gösteriyor. Artık zamanı geldi. İster bir konunun uzmanı ister ilgilisi olun, webinarlar gerçekleştirmek ya da gerçekleşmekte olanlara katılmak, size canlı bir Wikipedia deneyimi yaşatacak, emin olun. Fiziksel olarak bir arada olmaktan çok daha verimli bir deneyim olduğunu göreceğinize inanıyorum.

Tek tıkla bağlanıp, bir tuşa dokunarak, ister mobilden ister evinin rahatlığında dünyanın kolektif bilgisini üreten kişilerin etkinliklerine erişebiliyor olmak; hatta, memnun kalmadığınız ya da sıkıldığınız bir etkinlikten sadece tarayıcınızda açık olan sekmeyi kapatarak çıkabilmek bile başlı başına iyi bir neden, değil mi?

Kaynak: Berk Bayri / Harvard Business Rewiev

Bu yazıda olan etiketler

Yorumlar