Serdar Kuzuloğlu: Mikro fabrika dönemine geçeceğiz

Bilişim ve teknoloji alanındaki çalışmalarıyla tanınan gazeteci ve yazar Serdar Kuzuloğlu, Endüstri 4.0’la beraber mikro fabrikaların çok yaygınlaşacağını, “Özel siparişle, ihtiyaç kadar hızlı üretim yapabilen ve sürekli beklentiye göre karşılık verebilen, esneyebilen daha hibrit, çevik yapılar doğacağını” söyledi. Gazeteci ve yazar Serdar Kuzuloğlu, Peryön Güney Marmara Şubesi tarafından düzenlenen 14’üncü İnsan Kaynakları Zirvesi için Bursa’daydı.  “Yeni Dünya Yeni Kurallar” sunumuyla gelecek öngörülerinden bahseden Kuzuloğlu ile yeni dönemdeki iş yapış modelleri ve teknolojinin gelişiminin hayatımıza getireceği yenilikler üzerine konuştuk.  Artık yerellik, imalat, üretim,...

1037
1037

Bilişim ve teknoloji alanındaki çalışmalarıyla tanınan gazeteci ve yazar Serdar Kuzuloğlu, Endüstri 4.0’la beraber mikro fabrikaların çok yaygınlaşacağını, “Özel siparişle, ihtiyaç kadar hızlı üretim yapabilen ve sürekli beklentiye göre karşılık verebilen, esneyebilen daha hibrit, çevik yapılar doğacağını” söyledi.

Gazeteci ve yazar Serdar Kuzuloğlu, Peryön Güney Marmara Şubesi tarafından düzenlenen 14’üncü İnsan Kaynakları Zirvesi için Bursa’daydı.  “Yeni Dünya Yeni Kurallar” sunumuyla gelecek öngörülerinden bahseden Kuzuloğlu ile yeni dönemdeki iş yapış modelleri ve teknolojinin gelişiminin hayatımıza getireceği yenilikler üzerine konuştuk.  Artık yerellik, imalat, üretim, tüketim kavramlarının yeniden tanımlandığı bir döneme gireceğimizi anlatan Kuzuloğlu,  büyük veriyi okuyup en iyi analiz edebilen personelin de el üstünde tutulacağına dikkat çekti.  Kuzuloğlu, “Belki Bursa eskisi kadar konsantre bir imalat merkezi olmayacak. Bugün Türkiye’de hiç ummadığımız yerler de olacak buna ek olarak. Böyle bir gelecek görüyorum” dedi.

Dördüncü sanayi olarak nitelendirilen yeni dönemde internetin, akıllı makinelerin üretimde kullanılmasıyla birlikte hayatımızda birçok şeyin hızla değişmesi bekleniyor. Altyapı ve fikirsel düşünce olarak rekabete hazır mıyız?

Hazır olup olmadığımızı rekabet gösterecek. Teknolojide rekabet rakiplerinizin seviyelerine bakarak oluyor. Türkiye’de özellikle üretim, imalat sektöründe ya da optimizasyona çok ihtiyaç duyan lojistik, hammadde sevkiyatı veya işlemesi gibi alanlardaki maliyetlerimiz bizim bu açılardan ne kadar rekabetçi olduğumuzu da ortaya çıkartacak. Ama ben şunu önemli görüyorum; önümüzdeki dönemde endüstrilerin büyük bir bölümü insanın kol kas gücünden çok zihin gücüne daha çok ihtiyaç duyacak. İnsanın bedenen katkıda bulunduğu şeylerin çoğunun zaten ister istemez cihazlar makineler robotlar çok daha ucuza, hatasız üretim yapıp uzun sürelere çalışarak üstleniyorlar. Sahip olma maliyeti çok daha düşük yapılardan bahsediyoruz. Burada rekabet etmenin anlamı ve imkânı yok. Ben gelecekte şirketlerin rekabetçi gücünün, bu sistemleri optimize edebilen insanları ne kadar bulup onlara ne kadar inisiyatif verebildiğiyle ölçülebileceğine inanıyorum. Yani yarın bir gün bir şirket için kritik görev örneğin bir algoritma uzmanının, yani bir cihazı en optimum, en az zararla ve kayıpla çalıştırmayı başaran insanların olabilir. Bütün bunları da elimizde topladığımız işte büyük veri dediğimiz bu çağa ait bir sürü cihazın, sensörün, insanın oluşturduğu bilgileri toplayıp okuyabilme yeteneğine bakacağız. Bir falcının kahve fincanına bakıp bir şeyi sezmesi gibi o verilere bakarak bir anlam çıkartan, rekabetçi avantaj, düzeltilmesi gereken yeri bulan insanlar bence gelecekte çok daha belirleyici olacak. Endüstri 4.0’a çoğu kimse makine tarafına odaklanıyor ama ben onu çok küçük ve kolay taraf gibi görüyorum. 10 bin dolarlık 10 tane makine alıyorsunuz işte size yeni nesil bir fabrika. Ama mesele o değil. Onların ne yapacağını nasıl yapacağını belirleyecek olan insanlar, gelecekte çok daha el üstünde tutulacak insanlar olacak.

Bugün bambaşka bir fazdayız. Dolayısıyla Endüstri 4.0’ın da yeni bir personel sınıfı, yeni bir düşünce anlayışı ve yeni bir iş yapış modeli doğuracağını, dolayısıyla çok heyecan verici ve potansiyel içeren bir dönem olacağını düşünüyorum.

Çoğu tartışma “makinalar insanların işlerini elinden alacak mı?” sorusunun ekseninde dönüyor?

Ben diyorum ki bütün teknolojinin gelişiminde olduğu gibi yok ettiklerinin yerine bugün öngöremediğimiz, tahmin edemediğimiz bir sürü yeni iş alanları ve fırsatlar olacak. Eskiden asansör görevlileri vardı. Bugün yoklar. Dünyada alarmizm denen akımın ilk tartışması ilk sürücüsüz araçlara yönelik endişe asansörlerden doğmuş. İnsanlar kendi yönetebildiği asansörleri biz idare edebilir miyiz, içinde kalırsak ne olacak gibi tartışmalarla, büyük panikle karşılamışlar. Bugün bambaşka bir fazdayız. Dolayısıyla Endüstri 4.0’ın da yeni bir personel sınıfı, yeni bir düşünce anlayışı ve yeni bir iş yapış modeli doğuracağını, dolayısıyla çok heyecan verici ve potansiyel içeren bir dönem olacağını düşünüyorum.

YERELLİK YENİDEN TANIMLANACAK

2

Endüstri 4.0’la beraber gündeme gelen terimiyle mikro fabrikaların çok yaygınlaştığı bir dünya görüyorum. Özel siparişle, ihtiyaç kadar hızlı üretim yapabilen ve sürekli beklentiye göre karşılık verebilen, esneyebilen daha hibrit, çevik yapılar doğacak. Çok daha fazla üretici, yerel noktada çok daha fazla şey göreceğiz. Belki Bursa eskisi kadar konsantre bir imalat merkezi olmayacak. Bugün Türkiye’de hiç ummadığımız yerler de olacak buna ek olarak. Böyle bir gelecek görüyorum.

Bu rekabet sürecinde yerel ekonominin bu  gelişimden pay alması için neler yapması gerekiyor?

İlgili Haber  Kanada'da bilim insanları, kanı farklı gruplara dönüştüren teknik geliştirdi

Yeni bazı gelişmelere baktığımızda yerellik kavramının çok beklenmedik bir şekle dönüşeceğini düşünüyorum. Örneğin Rolls Royce’un öncülüğünde ilerleyen Munin adlı bir proje var. İnsansız gemi nakliye araç filolarını temsil ediyor. Tamamen otomasyon, verilen rota ile hareket eden, personel masrafı olmayan, korsan saldırılarına karşı muaf,  çok optimize sistemler. Lojistiği artık çok başka bir noktaya taşıyor. Bugün Çin’den mermer getirmenin maliyeti Türkiye’de mermer çıkarmaktan daha ucuz. Bütün bunlar teknoloji ile sağlanıyor. Dolayısıyla artık yerelliğin yeniden tanımlandığı bir döneme gireceğiz. Bugün personel maliyeti denilen bir şeyden söz edemiyoruz, lojistik dediğimiz şey form değiştiriyor. Buna 3 boyutlu yazıcıların gelişimini de katalım artık çok büyük fabrikalara ihtiyaç duymayacağız; bir 10 sene 3 boyutlu yazıcılar Nokia ile yılan oyunu oynadığımız dönemden Iphone’a geldiğimiz döneme gelecek. Hiç öngöremediğimiz bir devrim yaşayacağız. Artık yerellik, imalat, üretim, tüketim bunların hepsinin yeniden tanımlandığı bir döneme gireceğiz. Ben çok daha fazla sayıda, çok daha küçük ölçekte Endüstri 4.0’la beraber gündeme gelen terimiyle mikro fabrikaların çok yaygınlaştığı bir dünya görüyorum. Özel siparişle, ihtiyaç kadar hızlı üretim yapabilen ve sürekli beklentiye göre karşılık verebilen, esneyebilen daha hibrit, çevik yapılar doğacak. Çok daha fazla üretici, yerel noktada çok daha fazla şey göreceğiz. Belki Bursa eskisi kadar konsantre bir imalat merkezi olmayacak. Bugün Türkiye’de hiç ummadığımız yerler de olacak buna ek olarak. Böyle bir gelecek görüyorum.

İNGİLİZCE KİLİT ROL OYNUYOR

Ben Türkiye’nin en büyük probleminin dil bilmemek olduğunu düşünüyorum. Başka hiçbir sorunu yok. İnsanlarımıza yeteri kadar yabancı dil öğretebilsek, kendi dışındaki kültürleri takip edebilir, anlayabilir ve dünyada ne tür hayatlar yaşandığını görebiliyor olsalardı, bu kadar fazla Türkçe içeriğe medyaya yönlendirmeye ve propagandaya maruz kalmasalardı çok daha başka şeyler olacağını düşünüyorum.

Artık kuşakları teknolojiyi kullanan kullanmayan olarak ikiye ayırmalıyız diyorsunuz. Eğitim sistemimiz tüm bu anlattıklarınız için yeterli donanımı sağlıyor mu?

Ben Türkiye’nin en büyük probleminin dil bilmemek olduğunu düşünüyorum. Başka hiçbir sorunu yok. İnsanlarımıza yeteri kadar yabancı dil öğretebilsek, kendi dışındaki kültürleri takip edebilir, anlayabilir ve dünyada ne tür hayatlar yaşandığını görebiliyor olsalardı, bu kadar fazla Türkçe içeriğe medyaya yönlendirmeye ve propagandaya maruz kalmasalardı çok daha başka şeyler olacağını düşünüyorum. Çünkü bugün aynı şeyi Amerika tartışıyor. Biz eğitimde çuvalladık ne yapabilirizin sancısını çekiyor. Aynı şeyi Avrupa da yaşıyor. Bugün Çin dünyanın en nitelikli, zeki, donanımlı öğrencilerini mezun ediyor ve dünyayı ele geçiriyorlar. Hindistan yine öyle… Dünyanın en fazla mühendis mezun eden ülkesi, bu hafta kendi roketlerini yaptılar. 15 sene sonra yüzde yüz Hindistan’da üretilmiş roket uzay istasyonları yapacaklar. Bütün bunlar eğitimle oluyor fakat burada somutlaştırmak gerekirse İngilizce çok kilit rol oynuyor.

Gerçekten bizim insanlara nasıl bir dünyada nasıl potansiyellerle, nasıl fırsatlarla nasıl bir dönüşümün eşiğinde yaşadıklarını gösterebilmemiz lazım. Bunu televizyon gösteremez, eğitim sistemi gösteremez ama internet var.  Bugün okul çağındaki bir genç, yazılım mı öğrenmek istiyor hepsini internetten bedava öğrenebilir. Ya da dünyanın bütün saygın üniversitelerinde dünyanın en saygın hocalarının ağzından müfredat dersleri alabilir. Bunun hayatında bir değişiklik yaratmayacağını kimse iddia edemez. Tek mesele bizim kendi dilimize ve kültürümüze hapsolmamız. Bazen bu bize konfor alanı da getiriyor. Zannediyoruz ki çok iyi durumdayız, herkes bize imreniyor. Ne yazık ki dünya öyle bir dünya değil. Eğitimim sistemimizden çok öğrenme aşkımızın biraz harlanmasından yanayım.

İlgili Haber  Serdar Kuzuloğlu: Dijital platformlarda elimizdeki tek takas edilebilir akçe ‘güven’

TEKNOLOJİK CİHAZ EMZİĞE DÖNÜŞTÜ

Birincisi bu öyle bir tartışma ki dışarıdan dinleyen yabancı biri şöyle zannedebilir; bu çocuk Ipadin başından kalkacak ve dünyanın yörüngesindeki uyduların bilmem neyle ilişkileri bulacak. Böyle bir şey yok ki, çocuk bilgisayarın başından kalkıp Survivor izleyecek ya da Kösem Sultanı… Çocuğa sunduğunuz alternatif nedir? Bence çok daha keyifli, keşke sürekli Ipadle uğraşsalar.

Ebeveynler bilgisayarlara bağımlı çocuklar yetiştirmekten korkuyorlar, son dönemde serbest bırakılması yönünde de tartışmalar var. Siz nasıl bakıyorsunuz bu duruma?

Birincisi bu öyle bir tartışma ki dışarıdan dinleyen yabancı biri şöyle zannedebilir; bu çocuk Ipadin başından kalkacak ve dünyanın yörüngesindeki uyduların bilmem neyle ilişkileri bulacak. Böyle bir şey yok ki, çocuk bilgisayarın başından kalkıp Survivor izleyecek ya da Kösem Sultanı… Çocuğa sunduğunuz alternatif nedir? Bence çok daha keyifli, keşke sürekli Ipadle uğraşsalar. İkincisi yeni nesil anne babalıkta da çok işlerine gelen bir şey bu. Emziğe dönüştü teknolojik cihaz, çocuk ağlıyor eline telefon ver sussun, huysuzluk yapıyor Ipadde bir Angry Bird aç sakinleşsin. Bu ailelerinde işine geliyor. Üçüncüsü de unutmayalım ki teknolojik cihazlar yeni nesil bir okuryazarlık. Çocukları neyden mahrum ettiklerine dikkat etsinler. Bugün insan kaynakları zirvesindeydik. Bugün bilgisayar becerisi yok ya da arıyoruz gibi bir seçenek var mı? Bu okuma yazması tercih edilir yazmak gibi. Bunlar artık fabrika ayarı, bunların ötesinde çok daha fazla şeyler beklenecek. Yarının personelini bu tip cihazları yazılımları çok daha iyi kullanıp, zihniyle çok daha faydalı bir şekilde işine yansıtabilenlerin başarılı olacağı bir gelecek bekliyor.

Peki neden mutsuzuz? Sosyal medyada bütün kanallardayız ama motive olamıyoruz. Herkesin anti depresan kullandığından bahsettiniz konuşmanızda…

Bence ne istediğimizi bilmediğimiz için mutsuzuz. Mutluluk için hedefimiz olmalı. Ona ulaşmalı ve mutlu olmalıyız. Benim bir dijital ajansım vardı. İlk önce kurarken dedim ki insanlara; bakın benim param yok ama çok güzel umutlarım var, gurur duyacağımız şeyler hayata geçireceğiz ve kazanırsak da beraber paylaşacağız. Normalde bir sürü insan hiç çalışmayacağı maaşlarla benim yanımda çalıştı. Sonra kazandık, işler gelişti ve ikinci çeper insanlar gelmeye başladı. İkinci gelenler başarılı bir dijital ajansın parçası olmak için gelenlerdi ve içlerinde hiç ilk çeperdeki motivasyon yoktu. Onların ilk bekledikleri şey maaştı. Daha üniversiteden yeni mezunlardı ve inanılmaz maaşlar telaffuz ediyorlardı. Önlerine kağıt kalem koyuyordum ve yaz bakalım ne yapacaksın o parayı diyordum afallıyorlardı. Hiçbir yazan 4’te 3’üne ulaşamadı istediği maaşın. Ben 25 yaşında sana bu maaşı versem 55 yaşında hangi maaşla ya da neyle tatmin olacaksın. Oysa kendisinin de para beklentisi yok. Tek derdi kafasındaki imgeler. Ne için istediğini bilmiyor. Hayatta insanları motivasyon kaynağı olacak şeyleri gösterebilme konusunda sorunumuz var. Bireysel olarak da kurumsal olarak da. Mutsuzluğumuzun sebebi bu.

Bu hızla tükenmişliği teknolojinin hızlı gelişimine mi bağlıyorsunuz?

Mutlaka onunda payı var. Ermişlikte bir pişme dönemi var, sessizlik dönemi var. Bugün bunlar yeni nesil yaşam meditasyonlarının konusu oldu. Yoğun tempolu çalışanlar için inziva kampları var. Susmak için kampa gidip para vermeye ne gerek var ama hiç bir şey düşünmemek ve oturmak artık bir lükse dönüştü. O kadar sebebini bilmediğimiz bir temponun içerisindeyiz ki teknolojide biraz buna hizmet ediyor. Çok takip etmemiz gereken şey var gibi hiç birine de yetişemiyoruz, mutsuzuz o yüzden. Ama çok ilginç bir şekilde faydasını görmediğimiz şifalarda ısrarcıyız.

Fotoğraflar: Cihan Atasever

Kaynak: Sibel Bağcı UZUN’un söyleşisi 1 Haziran 2016 tarihinde Hürriyet Bursa’da yayınlandı.

Bu yazıda olan etiketler

Yorumlar