Teknoloji ilerlerken insanlık olduğu yerde sayıyor: Altered Carbon

Cyberpunk film ya da dizilerini izlerken en sık hissedilen benzerlik duygusu. Altered Carbon’da da bir an Blade Runner, özellikle de yeni yapılan devam filmi akla geliyor.

420
420

Her köşede hologram genelev reklamlarının rastlandığı kalabalık sokaklar, rengârenk neon ışıklar, Uzakdoğu sokak yemeklerinin yendiği mekânlar diğer cyberpunk filmlerine fazlasıyla benziyor.

Ayrıca filmin Japon ve Doğu Avrupa melezi baş karakterinin öldürülüp beyaz bir Amerikalı bedene kopyalanması, yine geçen yıl gösterime giren Ghost in the Shell filminin yeniden yapımındaki Japon karakter Teğmen Kusanagi rolü için Scarlet Johansson’ın seçimini çağrıştırıyor.

Her iki iddialı ve yüksek bütçeli filmin gişe başarısızlığı göz önüne alındığında Altered Carbon’ın ümitsiz bir vaka olduğu düşünülebilir. Ancak kısa zamanda dizi, seyircisini bu duygudan uzaklaştırmayı başarıyor.

Çıplaklığın tabu olmaktan çıktığı ve gardıroptaki elbiseler misali her an kullanılmaya hazır ‘anadan doğma’ bedenlerin vitrinlerde sergilendiği bu şehir aslında geleceğin Babil’i gibi. Sanki bir kültürel antropoloğun bakış açısından, Blade Runner  vari bir şehirde, geleceğe ait bir dolu eklektik ayrıntı ve şaşırtıcı karakter gözlemliyoruz.

Altered Carbon, gelecekte bilincimizin dijital ortama aktarılıp yeni bir bedenin omurgasına yerleştirilerek ölen birinin neredeyse hiçbir şey olmamış gibi yaşamını sürdürebildiği bir  ‘cesur yeni dünya’ da geçiyor.

Bu gelecek aynı zamanda kendilerini kanunların üstünde gören bir avuç aşırı zenginin yönettiği bir oligarşi. Ancak bu ölümsüz hayatı reddeden Hıristiyanlar da var: Onlar, ruhlarını korumak adına yeni bir bedene geçmektense ölümü tercih ediyorlar. Zira dizinin ana teması, “İnsan ölümsüz olduğunda hâlâ insan olmaya devam ediyor mu?” sorusu etrafında dönüyor.

İzleyen bölümlerde her şeyin yerli yerine oturduğu dizi başta biraz çapraşık: hapis cezasını çekmek üzere iki yüz elli yıldır bilinci dondurularak depolanmış olan Takeshi Kovacs, kefaleti ödenerek yeni bir bedenle tekrar hayata döndürülüyor.

İlgili Haber  Spotify, Türkiye ofisini kapatıyor

Ancak paranın satın alamayacağı hiçbir şeyin olmadığı bu gelecekte, Kovacs bundan böyle Laurens Bancroft adlı ‘sahibine’ hizmet etmek zorunda. Son derece zengin biri olan Bancroft bir noktada öldürülüyor. Bedeni otomatik olarak yedek klonuna aktarılırken geçen birkaç dakikalık gecikme yüzünden katilini göremiyor.

Kovacs’tan istediği ise katilini bulması. Bu andan itibaren dizi kara sinemanın dayanılmaz cazibesine teslim olurcasına, geleceğe ait baş döndürücü tüm özel efektlere karşın, kül yutmaz bir dedektifin katili araştırmasına odaklanıyor.

Hatta, dedektif Philip Marlow’un kinik tarzına gönderme yaparcasına, üst sesinden ‘’Kapıdan girdiğimden bu yana hiçbir ilerleme kaydedememiştim. Ama bir şeyden emindim: hiçbiri kendi hayatından başka bir şeyi önemsemiyordu,’’ diyor.

Gerçekten de bu oligarklar hiçbir şeye değer vermiyor: Kovacs’ın davet edildiği bir partide evli bir çift misafirleri eğlendirmek için ölümüne dövüşüyor. Dövüş karşılığı kazanılan parayla ölen yeni bir bedene geçebilecek.

Kazananın ise yine benzer bir teknolojiyle yaraları hızla iyileşebilecek. Ancak, bu toplumda aşırı zenginler olduğu gibi, diğerlerini eğlendirmek için dövüşmek zorunda kalanlar gibi parasız insanlar da var.

Ve hayat yoksul ölümsüzler için göründüğü kadar kolay değil: Bedenden bedene geçme çok sancılı olduğu gibi, her geçişte hafızalar bir miktar hasar görüyor. Klonlarını yedekleyerek bedenden bedene gömlek değiştirir gibi geçerek sonsuza kadar yaşayan ayrıcalıklı kişilere ise İncil’e göndermeyle, Methuselah deniyor. Ya da kısaca Meth.

Adaletin ve kişisel hakların zerresinin kalmamış olduğu bu toplumda, Kovacs ilk başta dış dünyaya karşı son derece ilgisiz ve duygularını açığa vurmuyor.

Ne var ki, önceki hayatının bir aşamasında bu acımasız oligarklara karşı savaşan Kovacs’ın, tüm ketumiyetine karşın tıpkı Philip Marlow gibi aşırı zenginlerden tiksinen, haksızlığa tanık olduğu anda gözü kara davranan bir raconu var: söz gelimi, dövüşen çiftten biri ötekini tam öldürmek üzereyken bu duruma müdahale ediyor, ancak bu da onun başını derde sokuyor.

İlgili Haber  Spotify, Türkiye ofisini kapatıyor

Dizide giderek önem kazanan başka karakterler de var: Bunlardan biri maruz kaldığı cinsel saldırının hemen ardından bilinci kurtarılıp muhafaza edilen Lizzie Elliot.

İkinci bölümde anlatıldığı kadarıyla, yaşadığı travma yüzünden henüz iletişim kurulamayan Lizzie’nin kapalı bilinci ancak bir terapi programından geçtikten sonra yeni bir bedene aktarılabilecek gibi görünüyor.

Kişiliği giderek önem kazanan bir başka karakter ise Kristin Ortega. Bir gölün üzerine neredeyse zembille inen bir kadın vücudundan hafıza çipini çalan ve ardından kilisede günah çıkaran Ortega, Kovacs’ın geçmişini en başından itibaren takıntılı bir şekilde araştırıyor; üstelik üstüne vazife olmadığı halde.

Ancak ölümsüzlerin ne kadar uzun yaşarlarsa hayatlarından bir o kadar sıkıldıkları ve bir o kadar da çekilmez oldukları bir dünyaya o farklı bir gözle bakıyor.

Hıristiyan bir aileden gelen ve annesinin kendisini ne kadar severse sevsin eğer ölürse onu başka bir vücuda geçirmeyeceğini ima ettiği Ortega’nın yeni bir başkaldırıyı örgütlemekle ilgili bir rolü olacak gibi gözüküyor.

Kovacs geçmişinin bir noktasında bu ayaklanmanın bir parçası olmuştu. Kim bilir, vücuttan vücuda zıplanarak yaşanan bu gelecekte kimine göre iki yüz elli yıl uzun bir geçmiş sayılmıyordur belki de.

Kaynak: Selim EYÜBOĞLU / Ahval News

Bu yazıda olan etiketler

Yorumlar