Ücretli içerik medyayı kurtarabilir mi?

Son günlerde medya üzerine başlayan “içeriklerin ücretsiz olması sektörü zor duruma düşürüyor” tartışmaları ne kadar sağlıklı? Çözüm yolları neler olabilir?

44
44

“Sosyal medya mecraları yüzünden televizyonlar seyircisini, gazeteler ise okuyucularını kaybediyor… Bu kayıplar Amerika’daki medya devlerinin masasında dahi çözümü zor gibi gözüken büyük bir dert… Mobil şirketlerinin kısa mesajlarla “son dakika” haberlerini servis etmesi de daha büyük bir sorun… Ve Facebook, Twitter, Instagram gibi sosyal medyanın güçlü dijital kaleleri de her geçen gün global medya adresleri haline geliyor. Ve bu dijital kalelerin global bir medya adresine gelmesinde ise akıllı telefonların payı büyük…

Geleneksel medya kuruluşları da hâlâ pahalı içerik üretip, ücretsiz seyrettirmeye, web sitelerinde ücretsiz okutmaya devam ediyor.

Tek gelir kaynağı ise reklam…”

“Siyasetteki tüm gelişmeleri bilmek isteyen ama propagandasını istemeyen okuyucu ve seyirci çifte standart istemiyor. Kimin neye inandığıyla ilgili değil, neyin doğru olduğuyla daha ilgili olursak medya yeniden okuyucusunu ve seyircisini kazanacaktır.”

“Günde 15 lira verip sigara alan, 5 liraya bir bardak çay içen okuyucu 1 lira verip gazete okumuyorsa ortada büyük bir sorun var demektir. Diyoruz ki medyanın tüm aktörleri artık bir araya gelmeli ve sorunlarını konuşup ortak çözümler üretmeli. Maliyetlerini aşağıya çeken ortak platformlar kurmalı. Almanya modeli gibi televizyonları izlemenin bir ücreti olmalı.”

Demirören Medya Grup Başkanı Mehmet Soysal’ın Milliyet gazetesindeki köşesinde yaklaşık 2 haftadan beri medyanın dijital dönüşümü üzerine yaptığı ve çoğuna katıldığım saptamalardan bir bölüm…

Durum tespiti konusunda gerçekleri tüm çıplaklığıyla koyan Sayın Soysal, konunun çözüm kısmını saptamalar kadar somutlaştırmayıp bir de çözüm noktasında “Almanya modeli gibi televizyonları izlemenin bir ücreti olmalı.” şeklinde bir örnekleme yapınca ve bu örnek de sosyal medyada (medya jargonuyla) “manşete çekilince” ilginç bir tartışmanın fitili ateşlendi. Avrupa ve ABD ile Türkiye okur ve gelir profillerinin farklılığından ötürü ana akım medyamızın halihazırda ürettiği içerik anlayışıyla böyle bir ücretlendirmenin tam aksi sonuçları doğurup eldeki okuru/izleyiciyi de kaçıracağı gibi hususlar ortaya kondu. Kişisel olarak katıldığım bu hususları, en temelde “medyanın içerik üretiminden başlayan bir dönüşüme gitmesi” olarak genelleştirebiliriz. Ancak iş bununla bitmiyor, aksine bu olmazsa olmazın üzerinde yeni başlıyor.

İlgili Haber  Markanızı yalan haberden koruyabilecek 4 yöntem

2010 yılından beri söz konusu dönüşüm üzerine kafa yoran ve bu konuda sıklıkla yazı yazıp zaman zaman benim de kullandığım New York Times, Guardian ve FT gibi örnekleri saymanın ötesine geçemeyen, üstelik onları dahi iyi etüd edip bir yerel sentez çıkaramayan anlayışın ötesinde pratik birkaç çözüm önerisi sıralamak isterim.

  1. Geleneksel medya, içerik üretimine odaklandığı kadar okur/izleyici etkileşimine de odaklanmalı. Sosyal medyada sınırsız etkileşim alışkanlığı kazanmış okur/izleyiciyi geleneksel sınırlayıcı yollarla (yorum moderasyonu, okurun görünürlüğünü göz ardı etmek, vs) mecranızda tutamazsınız. Bu konuda Onedio, Ekşi Sözlük gibi yerel örnekler iyi etüd edilmeli ve hatta okur/izleyicinin de etkin içerik üretiminde ne şekilde rol alacağı planlanmalı.
  2. Görselliğin bu kadar ön plana çıktığı yeni medyada hala eski gazeteci kafasıyla yazdığınız yekpare uzun metinler üzerinden üretilen içerikleri okuyan sayısı giderek azalıyor. Mevcut ekibin görsel içerik üretimi becerilerinin arttırılması ve veri gazeteciliği gibi eğitimler üzerinden metinden görsele doğru geçiş sağlanması zorunlu. Buradan yola çıkarak yeni medya yayıncılığı anlayışını odağa alıp onu geleneksel medya ile harmanlayacak bir sürekli eğitim/mentorluk/geliştirme programı başlatacak medya kuruluşlarının zaman içinde öne çıkacağını söylemek herhalde bir kehanet olmaz.
  3. Ve nihayet, medyanın içerik-ötesi sorunların başında geleneksel reklam anlayışı gelmekte. Reklamverenlerine yıllarca gazeteyi övüp yeni medyayı kötüleyen (Medyaya çıkılır, İnternete düşülür, vs.) ve şimdi de kötülediğini bu yeni medyada reklam vermelerini isteyen bir anlayış ne denli inandırıcı olabilir ki! İşe önce reklamvereni bu konuda yeniden kazanacak ve banner’a sıkışmamış yepyeni bir reklam anlayışıyla başlamak gerekli. Bu konuda yeni medya reklam standartları oluşturmak için Sayın Soysal’ın sözünü ettiği “medyanın tüm aktörlerinin bir araya gelmesi” önemli. Tabii bunu mevcut reklam departmanları ve reklamcılık ekosistemiyle yapmaya kalkacak olanların yine aynı döngüye girip “para kazanamıyoruz” şikayetlerinin bitmeyeceğini de belirtelim.
İlgili Haber  Dijitalleşme radyoyu daha da güçlendirecek

Maddeler çoğaltılabilr ama ‘büyük resimde’ ne kastettiğimi 4 yıl önce Hürriyet üzerine yazdığım bir yazıdan alıntı ile bitireyim.

“Açıkçası, medyanın yerinde olsam AVM sektörünün işleyişini ve iş modelini dikkatle analiz ederim. Bu bağlamda Hürriyet’i Kanyon ile benzeştirirsek insanlar Kanyon’a bedava girip gezebiliyorlar ve eğer bütçeleri kısıtlı ise 3–4 TLye bir çay içip o havayı soluyabiliyorlar. Ama Gina’da oturmak isteyen biri de öyle bir atmosfer için en az birkaç yüz TLyi cebinden çıkartması gerektiğinin bilincinde. Demek ki yapılması gereken, herkese hitap edebilecek kadar çeşitli ama hiç kimseye kısıtlandığını hissettirmeyecek kadar açık bir eko-sistem oluşturmak. Tabii bu, böylesi kurumsal yapılar için zorlu ve risklerle dolu bir süreç!”

Kaynak: İsmail Hakkı Polat / Medium

Bu yazıda olan etiketler

Yorumlar