Zamanınızın Kontrolü Sizde Mi?

Bu yıl 4-8 Haziran tarihlerinde San Jose, California’da gerçekleşen Apple Worldwide Developers Conference (her yıl Apple tarafından yazılım geliştiricileri için düzenlenen bir konferans) yeni bir terimi hayatımıza soktu; digital wellbeing (dijital iyi olma hali).

69
69

Bu yıl 4-8 Haziran tarihlerinde San Jose, California’da gerçekleşen Apple Worldwide Developers Conference (her yıl Apple tarafından yazılım geliştiricileri için düzenlenen bir konferans) yeni bir terimi hayatımıza soktu; digital wellbeing (dijital iyi olma hali).

2018 sonbaharında kullanıcı olarak tanışacağımız IOS 12 yeni birçok özellik taşıyor. Bunlardan en dikkat çekeni ve en çok konuşulanı Screen Time (ekran süresi) özelliği oldu. Apple, yeni IOS’ta kullanıcıların telefonla ilişkilerini; oto-pilottan çıkıp, kontrol altına almak üzerine tasarlamış. Telefonla ilişkimizin, kendimize en yakın hissettiğimiz kişilerle olan ilişkilerimizden bile yakın olduğu günümüzde, telefonlar sanki ayrılmaz bir parçamız olmuş durumda. Nereye gidersek gidelim, yanımızda kim olursa olsun, hepimiz elimizdeki telefonlarla meşgul durumdayız. Bu durum evde, işte, okulda, sokakta her yerde aynı. Uzun zaman sonra gördüğümüz bir arkadaşımızla buluştuğumuzda, önemli bir toplantı sırasında, ailemizle geçirdiğimiz kıymetli zamanlarda, elimiz oto-pilota bağlanmış şekilde telefona doğru uzanıyor ve mutlaka gelen mesajları, bildirimleri, e-postaları kontrol eder buluyoruz kendimizi. Son dönemde çokça tartışılan bir konu teknolojinin yarattığı bağımlılık. Sabahları uyanır uyanmaz ilk iş olarak telefonu elimize alıyor, haberleri, sosyal medya hesaplarımızı kontrol ediyoruz. Ekranı sürekli olarak yukarı doğru kaydırırken, yeni olan hiçbir gelişmeyi kaçırmamak için gözümüzü ekrandan ayırmamak, tanısı olan bir durum haline bile geldi: FOMO yani fear of missing out (kaçırma korkusu).

İnsan olarak en temel ihtiyacımız güvenli sosyal ilişkilerdir: İnsanın hayatta kalabilmesi çevresindeki sağlıklı ve zenginleştirici sosyal ilişkilerle mümkündür. Ünlü bir nörobilimci olan Matthew Lieberman’a göre, insanın sosyal ihtiyaçları, fizyolojik ihtiyaçlarından bile önce geliyor, çünkü ilk dünyaya geldiğimiz anda hayatta kalabilmek için tek şansımız ebeveyn veya başka bir bakıcının bizimle iletişim kurması ve bize bakmasıdır. İnsan sosyal bir beyne sahiptir, birbirimiz ile sadece sözlü iletişim kurmayız, beynimizdeki ayna nöronlar sayesinde, hissettiklerimiz, duygularımız da karşı tarafa geçer ve rezonans dediğimiz bir uyumlanma halini yakalarız. Böylece empatik ilişkiler kurabiliriz. Karşımızdaki kişinin düşüncelerini, hissettiklerini anlayabilmek en temel insani yeteneklerimizdendir ve empati, geleceğin iş dünyasında en çok aranan yetkinliklerden biridir.

İlgili Haber  Bilim Dünyasındaki 5 Yeni Gelişme

Ancak teknolojinin hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmesi, gerçek insan ilişkilerini sekteye uğratan bir durum haline geldi. Gerçek insan temasından kopmaya başladıkça, birbirimizle ekranların arkasından iletişim kurdukça hayatta kalmak için en kritik, temel sosyal ilişki ihtiyacımızı karşılayamaz hale geliyoruz. Dünyada hızla artışa geçen teknolojiye bağlı yalnızlık, mutsuzluk ve bağımlılık, bu teknolojiyi bize bir servis olarak sunan üretici şirketlerinde artık görmezden gelemediği bir durum haline geldi.

İlk olarak Thrive Global ile birlikte Samsung, yeni nesil cihazlarında kullanılabilen Thrive uygulaması ile 2017 yılının sonlarına doğru kullanıcılarının karşısına ‘Zamanının Kontrolünü Geri Al’ mottosu ile çıktı. Uygulamanın amacı kullanıcının teknoloji ile arasına bir sınır koyabilmesini ve teknoloji tarafından kontrol edilen değil teknolojiyi kontrol eden taraf olmasını sağlamak. Uygulama sayesinde, telefonu ne kadar süre, ne zaman kullanabileceğinizi ayarlayabiliyor, hangi uygulamayı kaç saat kullanacağınıza önceden karar veriyorsunuz, ve uygulama sizi bu doğrultuda gerekli zamanlarda uyarıyor. Samsung’un yeni dönem stratejisi insan odaklı teknoloji üretmek üzerine kurgulanırken, şirketin CMO’su (Chief Marketing Officer) Marc Mathieu bir röportajında şunu söylüyor: “İnsanların zaman zaman teknolojiden nasıl ve ne zaman bağlantılarını koparacakları konusunda onlara destek olmak, insanı merkeze koyan teknolojiler yaratma misyonumuzun yüzde 100 olarak esasıdır.”

İlgili Haber  Dünyamızı yöneten 5 “dijital dev"den milyarlarca dolarlık yeni yatırımlar

Samsung’un atmış olduğu bu adımdan sonra, benzer bir yaklaşım Google’dan da geldi, ve Google JOMO– Joy of Missing out (Kaçırmanın keyfi) temasını Mayıs ayında gerçekleşen Google I/O konferansında açıkladı, Shush adını verdikleri uygulama ile FOMO’yu JOMO ile değiştireceklerini söyledi Google CEO’su Sundar Pichai.

Son olarak benzer bir uygulama  Apple’dan da geldi. IOS 12 ile hayatımıza girecek olan Ekran Süresi özelliği ile, telefonu elimize kaç kere aldık, hangi uygulamada ne kadar süre geçirdik vb. pek çok şeyi görebiliyor olacağız ve telefonla olan ilişkimizin esas belirleyicisi ‘biz’ olabileceğiz. Yeni özellikle birlikte sadece kendi telefonumuz değil, çocuğumuzun da telefonu ile olan ilişkisini yönetmek ebeveynlerin kontrolüne geçebilecek.

Silikon Vadisi’nde dijital iyi olma hali son yıllarda yükselen bir trend izliyor, aslında büyük teknoloji şirketlerinin bu tür adımlar atmasının arkasında, Time Well Spent (İyi Harcanan Zaman) hareketi tarafından kurulmuş olan Center for Humane Technology (İnsancıl Teknoloji Merkezi) yer alıyor. Bu hareket, hem kamuoyunda teknoloji kullanımı ile ilgili farkındalığın artması, hem devletlerin bu konuda düzenlemeler yapması, hem de teknoloji şirketlerinin daha insan odaklı teknolojiler üretmesi konusunda çalışmalar yapıyor.

Ortaya konan çalışmaların fark yaratır sonuçlar meydana getirdiğini, en büyük teknoloji şirketlerinin bile ürünlerini bu yönde adapte etmesiyle görüyoruz. Yeni dünya ‘insan’ı merkeze koyan, yeni bir anlayış getireceğe benziyor. Bu durum yakın gelecekte sadece büyük teknoloji şirketlerinin değil, her tür sektörden şirketin dikkate alması gereken bir durum olacaktır.

Kaynak: Burcu YAPAR / Harvard Business Rewiev

Bu yazıda olan etiketler

Yorumlar